| Altıparmak Kış Tırmanışı | 23-25 Aralık 2022 |
| Katılımcılar | Fatih YILMAZ (KTÜDAKS – 0554 393 0599), Murat Onur ÇELİK (KTÜDAKS – 0552 218 2720), Safa ÇAKMAK (0555 038 8918), Umut KAPTAN (KTÜDAKS – 0507 556 4384), Alp Yasin KİRİŞ (KTÜDAKS – 0554 500 9986) |
| Kullanılan Teknik Malzemeler | Yürüyüş Kazması, Krampon, Emniyet Kemeri, Kask, 60 m. Yarım İp, Buz Vidası (2 adet -kullanılmadı), Abalokov İğnesi (kullanılmadı), Ekspres (4 adet), Yeteri Kadar Karabina, Yeteri Kadar Yardımcı İp, Yeteri Kadar Perlon, İniş Aleti, Deadman |
| Faaliyet Süresi | 23 Aralık: 03:45 – 05:30: Trabzon Merkez – Rize-Çamlıhemşin 06:40: Huser yol ayrımına yakın bir yerde arabayı park edilen nokta. 07:00 – 11:00: Araçtan Avusor yaylasına yürüyüş 24 Aralık: 03:15 – 07:45: Avusor yayla – Dargovit Geçit 08:30 – 10:20: Dargovit geçit – Dadala 25 Aralık: 03:10 – 06:20: Dadala – Karşı kulvarın sonu 07:00 – 08:00: Karşı Kulvarın Sonu – Kulenin Dibi 08:30 : Zirve 08:50 – 11:30 : Zirve’den Dadala’ya dönüş 13:15 – 14:30: Dadala – Dargovit geçidinin sırtı 16:15 : Avusor’a varış |
| Hava Durumu | Faaliyet boyunca güneşli ve rüzgarsızdı. Gece de hava açıktı. |
| Kar Durumu | Gün içinde hedikleri çıkartınca dize kadar batıyordu. Avusor ile Dargovit arası gece kramponluk sert kar, gün içinde hediklik yumuşak kar. Dargovit ile Dadala arası hediklik. Dadala ile zirve arası gece krampon ile gidiş, gündüz kramponsuz dönülebilirdi. |
| Tehlikeler | Çığ tehlikesi!!! Dargovit geçidinin Dadala tarafı ilk hissettiğimiz tehlike. Zirve yolunda Dadala’nın karşısındaki kulvarı çıkıp soldaki yan geçişte ve kulenin altına gelirken dik olarak geçilen kısımda çığ düşme olasılığı yüksek. Sürekli kar kırılması ve oturması sesi duyduk. Kuleyi tırmanırken düşme tehlikesi. Kesinlikle malzeme atılmalı. Çıkarken de inerken de. |
| Tavsiyeler | Tarih olarak ilk kardan sonra gidilmeli. Sonra yağacak kar ile oluşacak katmanlar ile katman çığ olma ihtimali çok yüksek. Rota olarak Avusor ile Dargovit arasında giderken de dönüş esnasında kullandığımız rotamızın kullanılmasını tavsiye ediyoruz. |
| Rota | https://tr.wikiloc.com/yuruyus-rotalari/altiparmak-kis-zirvesi-121883417 |

ALTIPARMAK KIŞ TIRMANIŞ MACERASI
Dağcılık ile gerçek manada tanışmam TDF Yaz Dağcılık Eğitimi ile oldu. Dağcılığa ilgimin başlangıç tarihini bu tarihi alıyorum, yani yaklaşık 4 yıl önce. Yaz Dağcılık Eğitimimi tamamladığım yaz mevsiminde ilk zirvem de Altıparmak zirvesi olmuştu. Tarih 21 Haziran 2019 idi ve zirve defterine ‘İlk zirvem ama son olmayacak!’ yazmıştım. Kaçkar dağlarında ilk kış zirvemin de Altıparmak olacağını hiç önceden düşünmemiştim.
2020 Şubat ayının başında Zigana’da TDF Kış Dağcılık Eğitimi alıp evime döndüğümde heyecandan içim titriyordu. Bu eğitimden sonra kış dağcılığına karşı aşırı bir merakım ve tutkum oluşmaya başlamıştı. Bu tutkumun kıvılcım almasında çocukluğumdan beri kış mevsimini yaz mevsiminden daha çok sevmem, kış dağcılığın zorlukları ile mücadele edebilme iddiası etkili olmakla birlikte Kış Dağcılık Eğitiminde antrenörlerimin kendi tecrübelerini aktardıkları sunumlar da etkili olmuştu. Onlar farkında olmasa da beni etkiledikleri için Sinan DEMİR ve Ali ŞAHİN hocalarıma sunumlarından dolayı teşekkür ediyorum ve isimlerini buradan da bir daha anmak istiyorum.
2020 yılında TDF eğitimlerimi tamamladıktan sonra kışın dağa gitmek için can atıyordum ve birilerine sürekli beni dağa getirmeleri için istek de bulunuyordum. İlk kış deneyimim 2021 kışında TDF ile Ağrı kış tırmanışı olmuştu ve zirve yapamamıştık. Yine aynı kış arkadaşlarla Kemerli Kaçkar Kış Tırmanışı planladık fakat zirvenin altından dönüp zirve yapamadık. Canım çok sıkılmıştı, moralim çok bozulmuştu. 2021 Mart ayının ortalarında Hasan Dağı Kış Tırmanışına katılmıştım ve ilk kış zirvemi yapmıştım ama bu zirve beni çok heyecanlandırmamıştı. Hemen ardından TDF Süphan Dağı Kış Tırmanışına katılmıştım, yine zirve yapamamıştık. Gittikçe içten içten kendimi başarısız hissetmeye başlamıştım. 2022 kışına gelince Ağrı Kış ve Kaçkar Kış denemesi yapmıştık ama yine zirve hedefime ulaşamamıştım. İçimde başta filizlenen tutkum yavaş yavaş hayal kırıklığına ve başarısızlık hissine dönüşüyordu. Bu seneki kış sezonuna girerken beklentisiz bir ruh halinde idim. Kış tırmanışı planlarım vardı fakat sanki yine zirve yapamayacağım gibi hissediyordum. Altıparmak Kış Tırmanışı öncesi ruh halim bu şekilde idi.
Kasım ayından sonra düzenli bir şekilde hava durumunu kontrol etmeye başladım. Kaçkarlarda tırmanış yapacaksam ne kadar kar hangi sıklıkla yağdığını bilmem gerekiyordu. Bu sene hava sıcak gidiyordu ve kar yağışı son yıllara göre daha azdı. Aralık ayına geldiğimizde sadece bir kere yoğun bir kar yağışı olmuştu. Diğerleri parça parça idi. 24-25 Aralık tarihlerinde hava durumu güzel görünüyordu. Önceden arkadaşlara bu tarihlerde Kaçkar’a gideceğimi söylemiştim ama hava durumundan dolayı net konuşmamıştım. Aslında ilk niyetim Büyük Kaçkar’a tırmanmaktı, fakat Ocak ayının ilk haftasında bir arkadaşım gelecekti, ona sözüm vardı o yüzden rotamı diğerlerine çevirdim. Verçenik dağı ise en az 5 günlük planlama istiyordu ki benim o kadar vaktim yoktu, hem de Mart ayında başka bir grubun planı vardı onlara katılacaktım. Sonuç olarak hedefim olarak Kemerli Kaçkar ve Altıparmak kalmıştı. Kemerli Kaçkar ile yarım bir hesabımız vardı, bir daha orada hayal kırıklığı yaşamak istemediğimden rotamı Altıparmak Dağı’na çevirdim.
Altıparmak dağında karar kıldıktan sonra bölgeyi iyi bilen arkadaşlarıma, dağcılık antrenör arkadaşlarıma ve büyüklerime, bölgenin yerel kulüplerine ve dağcılarına, yerel halkına Altıparmak kış tırmanışı hakkında sorular sormaya başladım. Herkes çığ tehlikesinden bahsediyordu. Hiç rapor bulamadım ve önceden Altıparmak kış tırmanışı yapmış kimseye ulaşamadım. Kendi kulübümün iki kez denediğini ve Dargovit geçidinde çığ tehlikesinden geri döndüklerini öğrendim. Benim de en çok kafama Avusor yaylasından Dadala’ya geçiş korkutuyordu. Dargovit geçidine çıkmaya başarabileceğimi düşünüyordum ama nasıl geçitten aşağı ineceğimi bilemiyordum. Haritadan, Google Earth’den kafamda sürekli rotalar oluşturuyordum. Bölgeyi iyi bilen yerel dağcılara sürekli akıl danışıyordum. Dargovit geçidi benim için ilk ciddi problemdi ama ben matematikçi idim, işim problem çözmekti. Yine de hemen alternatif de oluşturdum, eğer Dargovit’ten geçemesek dönüp Avusor gölünün oraya kamp atıp ertesi günü Kemerli Kaçkar’a tırmanmaya çalışırız diye planladım. Tarihi netleştirmiştim, dağı netleştirmiştim, şimdi tırmanış arkadaşı bulmalı idim. Aynı tarihlerde Metin ÇOLAK abim ve Osman ASLAN arkadaşım Ağrı Kış Tırmanışına gitmişlerdi, onlara tarihleri uymadığı için katılamamıştım ve onlara imreniyordum da. Diğer arkadaşlarımın da hep işleri vardı. Kulübümden Umut KAPTAN arkadaşım ve Alp Yasin KİRİŞ arkadaşım bana katılmayı kabul ettiler. Daha sonra kulübün yenilerinden Murat Onur ÇELİK de bize katıldı. Daha sonra yine kulübüm aracılığı ile tanıştığım Safa ÇAKMAK arkadaşımı da davet ettim. Fakat şöyle bir durum vardı, Umut ile tırmanış yapmıştım ona çok güveniyordum, Alp ve Murat’ın kış eğitimlerinin tam olduğunu biliyordum ama onlarla tırmanış yapmamıştım. Safa ile Kaçkar kış denememiz vardı ama sadece yürüyüş yapmış dönmüştük, kondisyonundan emindim ama kış eğitimlerinin eksik olduğunu biliyordum. Safa ile Murat’ı Dadala kamp alanına kadar götürürüm, Umut ve Alp ile zirveye giderim diye planımı yaptım. Ben diğerlerine göre daha tecrübeli gözüksem de kendimin eksik olduğunun farkındaydım. Diğerlerinin sorumluluğunu da üstümde hissediyordum.

22 Aralık tarihinde önce kulübümüzden teknik malzemelerimizi aldık. 60 m. uzunluğunda bir yarım ip, emniyet kemeri, yeteri kadar karabina ve iniş aleti, perlon ve yardımcı ipler, kazma, krampon, emniyet noktası kurmak için bir tane deadman, 6 adet friend, bir set stoper, çığ çubuğu, 3 adet telsiz, 2 adet buz burgusu (kullanılmadı). Sonra yemek alışverişimizi yaptık. Her şeyden bol bol aldık. Artık Altıparmak kış faaliyeti için hazırdık.
23 Aralık Cuma günü sabah saat 03:45’te Trabzon’dan çıkmaya hazırdık. Faaliyet artık başlıyordu. Zirve olmasa da olur, yeter ki dağlarda olayım düşüncesi ile yola çıktım. Arkadaşlarımın heyecanını görebiliyor, hissediyordum. Altıparmak bize neler yaşatacaktı, merak ediyordum.
Saat 05:30 gibi Çamlıhemşin’e varmıştık. Jandarma’ya uğrayıp faaliyetimiz hakkında ayrıntılı bilgi verdim. Faaliyete başlamadan önce de kulüp yetkililerimize, tanıdığım yerel dağcılara ve yerel halka planımdan bahsetmiştim. Jandarma’dan çıktıktan sonra açık olan bir fırından ekmek alıp basit bir kahvaltı yapıp Ayder yaylasına doğru yollandık.
Saat 06:40 gibi Ayder yaylasını geçmiş, Avusor yaylası yol ayrımına sapmış, yaklaşık 2 km yukarıya kadar araçla gitmiştik. Yol kapatılmıştı. Zaten oraya kadar da araçla gelmeyi planlamıyordum. Aracımızı park ettikten sonra son hazırlıklarımızı yapıp sırt çantamızı yüklenip saat 07:00 gibi Avusor yaylasına doğru yürüyüşe geçtik.



Saat 11:00 ‘e yaklaşırken Avusor yaylasına varmıştık. Aşağı Avusor yaylasına kadar yol çok rahattı, yolda fazla kar yoktu. Köyün içine girmeye başladığımızda kar batmaya başlamıştı. Fakat hiç hediklerimizi giymeye gerek duymadık. Rahat bir yürüyüş yapmıştık. Alp arkadaşım astımı olduğundan yolda biraz zorlanmıştı. Yaylaya vardığımızda, Marsis Pansiyon sahibi Muhammet KESİCİ arkadaşım annesinin yayla evini aramaya koyulduk. Muhammet orada kalabileceğimizi odun ve sobanın olduğunu söylemişti. Kendimi ona şu an borçlu hissediyorum. Sağolsun, bize çok büyük bir iyilik yaptı. Evi bulup, içine girebildik. Sobanın bacasını ayarladıktan sonra da sobayı yaktık. Keyfimiz yerinde idi. Yemeğimizi hazırlayıp yedik, bol bol fotoğraf çekildik. İlk gün güzel gidiyor gibi gözüküyordu.


Akşama doğru Alp faaliyete devam edemeyeceğini belirtti. Üstüne de Umut da Alp’i yalnız bırakmak istemediğini söyledi. Bir şey diyemedim, ama planlarım altüst oldu. Moralim bozuldu. Murat ve Safa ile devam edecektim, çocuklara güvenim tam olmakla birlikte onların tecrübesizliği ve eğitim eksikliği kafamı meşgul ediyordu. Ve onların bu eksikliğini giderecek kadar benim yeteneğim olduğuna emin değildim. Yine de planıma devam etme kararı aldım. Dargovit geçidinden döneriz en fazla diye düşündüm. Bir matematikçi olduğumdan problemi bütün olarak değil parça parça çözmeye karar verdim. İlk problem Dargovit geçidine ulaşmak idi ve arkadaşlarımın bunu yapabileceğini biliyordum. O akşam Safa’ya hızlandırılmış kazma-krampon kullanma eğitimi verdik. Ertesi sabah saat 03:00’te yola çıkma kararı alıp, üçümüz yola devam edecek şekilde tüm hazırlıkları yapıp, uyumaya geçtik.

23 Aralık sabahı saat 02:30 gibi uyanıp hazırlandık. Basit bir kahvaltı yapıp saat 03:15 te hareket ettik. Kafamdaki plan Simge pansiyonu geçtikten sonra Dargovit’in bulunduğu sırta çıkmak, o sırt boyunca Dadala’nın bulunduğu vadiye inebileceğim bir geçit bulana kadar sırt boyu ilerlemek. Eğer geçemeszem geri dönmek. Simge pansiyondan sonra vadi boyu ilerlemek istemedim, yukarıdan üstümüze çığ gelme tehlikesinden çekindim. Gün içinde yamaçlarda yer yer açıklıklar olduğunu kar fazla tutmadığını fark etmiştim. Bazı bölgelerde rüzgarın topladığı kar fazlası ile birikmişti. Simge pansiyonu geçip biraz daha sırta paralel ilerledikten sonra dik vurmaya karar verdik. Kar çok sert olduğundan hedikleri çıkartıp kramponlarımızı taktık. Dargovit geçidine kadar da kazam krampon ilerledik. 2 saat ilerledikten sonra kar olmayan bir boşluk bulup mola verdik ve bir şeyler atıştırdık. Buradan sonra yamaç iyice dik olmaya başladı. GPS’den Dargovit geçidine ne kadar uzaklıkta olduğumuzu görüyordum ama o an kar ve yamaçların bize izin verdiği şekilde kendi yolumuzu kendimiz çiziyorduk. Sırta yaklaşırken çok dik yerlerden yan geçmek zorunda kaldık. Ben en önde Murat arkamda Safa en arkada idi. Aklım hep Safa’da idi, ilk kez kazma krampon kullanıyordu. Çok tedirgindim. Arada bir yerde Murat düştü ama hemen kazmasının üstüne yatarak hız almadan kendini durdurdu.
Sürekli arkadaşları dikkatli olmaları konusunda uyararak, çok dikkatli bir şekilde bazen dik, bazen yan geçerek saat 07:00 gibi Avusor yaylası ile Dadala bölgesinin arasındaki sırta vardık. Hafiften de gün aydınlanmaya başlamıştı. GPS’den kontorol ettiğimde Dargovit geçidine daha vardı. Buradan aşağı inmek için bir yol aradıysam da inilebilecek gibi durmuyordu. Geçide doğru ilerleme kararı aldık. Fakat o sırada ilk kar oturma sesini duyduk. Tüler ürpetici idi. Gerilmeye başlamıştık. Sağımız ve solumuz her an çığ düşecekmiş izlenimi veriyordu. Sırt boyu ilerlemeye başladığımızda karın içine batmaya başladık. Yer yer belime kadar batıyordum. Önümüzde küçük bir çıkıntı vardı, sırtın devamını görmemizi engelliyordu. Arkadaşlara beklemelerini söyledim, gidip ilerisini kontrol edip haber edecektim. Kafamda tereddütler oluşmaya başlamıştı. Çıkıntının diğer tarafını görecek konuma geldiğimde durdum ve Dargovit geçidine kadar gitmemiz gereken sırt hattını izledim. Bir 5 dakika düşündüm. İçimden bu işin beni aştığını geri dönmemiz gerektiğini geçirdim. Burayı geçmek benim harcım değildi. Fakat günün ışımasından mı bilmiyorum, manzarayı seyredip, güzergahımızı içselleştirip, tanıdık hale getirince devam etme kararı aldım.

Sırt boyu dikkatli bir şekilde ilerlemeye başladık. Sırta çıkarken rast geldiğimiz gibi kar çok sert değildi. Bileğimize kadar ayakkabılarımız karın içine batıyordu. Bu da ilerlememizi hem kolaylaştırıyordu, hem de sırttan aşağı kayıp düşme riskimizi azaltıyordu. Saat 07:45 te geçide vardık. Tabii benim hatırladığım gibi değildi. GPS’den orada olduğumuzu anlıyorduk.


Geçide varmıştık. İlk problem çözülmüştü. Şimdi sırada buradan geçme problemi vardı. . Güneş hala gözükmemiş olsa bile saat ilerlediğinden hava iyice aydınlanmıştı. Rotanın devamını rahatlıkla görmek, Altıparmak dağlarının muhteşem görüntüsü, Kemerli Kaçkar’ın bizi arkamızdan izliyormuş gibi belirmesi içimizde tereddüttü, gerginliği unutturup pozitif enerji dolmamıza sebebiyet verdi. Dargovit geçidinin girişinin eğimi yaklaşık 70-80 derece idi ve 40-50 metre sürüyordu. Daha sonra eğim azalıyor ama düzlüğe ulaşması için bir 300-400 metre daha gidilmesi gerekiyordu. Bu 40-50 metrelik yerde kayıp düşme tehlikemiz yoktu. Kar yumuşaktı çünkü basamak basamak inebileceğimizi öngördüm. Dadala tarafı günün çoğunu gölgede geçirdiğinden kar Avusor tarafındaki kadar sert değildi. O yüzden kramponları çıkartıp hedikleri giydik ve elimize batonlarımızı aldık. Fakat buradaki tehlike oradan aşağı inerken üstümüze kar kütlesi gelebilirdi. Yer yer kornişler vardı. En ideal inebileceğimiz yeri seçtikten sonra yanımızda getirdiğimiz deadman ile geçidin Avusor tarafında bir emniyet noktası oluşturup, ben ipe girip, ip ile oradan aşağı inmeye karar verdim. Bunun sebebi düşme tehlikesinden korktuğumdan değil. Olası üstüme çığ gelirse ipten beni bulabilsinler diye. İpe girdikten sonra Murat emniyetimi almış bir şekilde geçitten aşağı dik bir şekilde ipi tamamen kullanarak indim. Tahmin ettiğim gibi bahsettiğim o dik yeri çok rahat geçtim. İp sonuna geldiğimde telsiz ile Murat’a ipten çıkmasının ipi tamamen bana bırakmasını ben önden düze ipi arkamdan sürükleyerek ineceğimi, olası bir çığ durumunda yine peşimden gelen ipten beni bulmalarını umut ettiğimi söyledim. İstasyonu toplayıp zaman kaybetmeden beni yetişmelerini söyledim. Murat ipi serbest bıraktıktan sonra ben düzlüğe doğru devam ettim. Hedikler ile çok rahat bir şekilde ilerliyordum. Geçitten biraz uzaklaştıktan sonra Murat ve Safa’nın geçitten inmelerini izlemeye başladım.


Nedense yavaş ilerliyorlardı, halbuki ben hızlı geçmiştim. Hafiften tedirgin olmaya başladım. Neyse kaza bela olmadan yanıma geldiler. Sorduğumda neden yavaş ilerlediklerini sebebinin benim izimi takip ettiklerinden dolayı ayaklarında hediklerle ile iz içinde sürekli kayıp düştüklerini dengelerini bir türlü sağlayamadıklarını söylediler. Ben ilk inen olduğumdan merdivenden inermiş gibi adımlarımı atıp inerken, açtığım iz onlar için kaygan bir zemin oluşturmuştu. Fakat bu kayıp düşmeleri mesele edilebilecek bir durum değildi, çocukların karda popoların üzerinde kayması gibi zararsız bir durumdu. Kar yumuşak olduğundan düşülünce olduğun yerde kalıyordun. Hepimiz güvenli yere geldiğinde ikinci problemi de çözmüş geçidi geçmiş olduk. Saat 09:30 olmuş artık güneş ışınları da vadiye vurmaya başlamıştı. İçimiz kıpır kıpır idi. Saat 10:15 gibi de Dadala’daki kalacağımız kulübeye de varmıştık. Yaklaşık 7 saat sürmüştü Avusor yaylasından Dadala’ya varmak. Bir zirve yapmış gibi hissediyordum kendimi.


Dadala’da Ali KUYUMCU arkadaşımızın kulübesinde kalacaktık. Ali’yi yakaladığım yerde yemek ısmarlayacağım. Dadala’da onun sayesinde rahat ettik. Kulübeye girdikten sonra hemen sobayı ayarladık. Küçük bazı sıkıntılar çıktı ama sobamızı yakmayı başardık. Yemeğimiz yedikten sonra kulübenin arkasında biraz yükselip telefon veya telsizin çekeceği bir yer bulmaya çalıştık. Telsiz ile Umut’a ulaşıp iyi olduğumuzu söyledik. Telefon ile de kulüpten arkadaşlara iyi olduğumuzu bildirecek mesajımızı atabildik. Telefon doğru düzgün çekmiyordu, bağlantı gelip gidiyordu. O sırada Metin abimin ses kaydını aldım. Osman ile Ağrı dağının zirvesine çıkmışlardı ve oradan başardıklarına dair ses kaydın atmışlardı. Telefon çekmediğinden cevap veremedim. Onlar adına çok sevindim, içim kıpır kıpır oldu. Böyle başarılarını paylaşacak dostların olması ne kadar muhteşem! O günü fotoğraf çekerek, rotayı izleyerek, sohbet ederek, dinlenerek geçirdik. Gün içinde ve gün batımında Altıparmak dağlarının manzarası muhteşemdi. Her taraf bembeyaz idi. Kar her tarafı sarmış, bir yorgan gibi tüm renkleri örtmüş, göz kamaştırıcı berraklık vermişti etrafa. Kulübenin camından Altıparmak gözüküyordu ve gerçek olamayacak kadar güzel bir görüntüsü vardı. Hele gün batımına doğru ışığın farklı tonları Altıparmak dağlarına vurmaya başladığında, içimden herhâlde hayatımda gördüğüm en güzel manzaraya şahit oluyorum düşüncesini geçirtti.




Gün boyu havanın açık olması, gökyüzünde bir tane bile bulut olmaması, rüzgarın olmaması gibi işaretler yarınki zirve tırmanışımız için içimizi umut ile dolduruyordu. Zoru başardık, kolayı kaldı hissi veriyordu. Ama başımıza geleceklerden bihaberdik.

Güneş batıp hava kararınca yıldızları izlemek için dışarı çıktım. Altıparmak silueti ile yıldızlar birbirlerine nasıl yakışmışlardı. Bir süre manzarayı izledikten sonra içeri girip yemeğimizi hazırladık. Yemeğimizi yiyip yarın ki tırmanışımızı konuştuk ve tırmanışımıza hazırlığımızı yaptık. Arada sohbet sırasında Murat bana Dargovit geçidini geçerken yanımızda Samet hocanın bulunsa idi daha güvende hissedip oradan geçip geçemeyeceğimizi sordu. Samet hoca kulüp başkanımızdı ve öngörülerine çok güveniyorduk. Ben de cevap olarak ‘Samet hoca olsa idi bizi Dargovit geçidinden geçirmezdi. Büyük ihtimalle kar oturma sesini duyduktan sonra geri dönüş kararını verirdi.’ cümlesini kurdum. Güldük. Ben o geçitte çok sıkıntı atlattığımızı düşünüyordum. Geri dönerken neler karşılaşacağımız kafamda bir soru işaretti. İçimde bir sıkıntı vardı o konuda. Bu arada faaliyet bitip Samet hocaya bu hikayeyi anlatırken o da beni onayladı ve ‘Dargovit geçinde anlatılan durumda öyle bir risk büyük ihtimal almazdım, geri dönme kararı verirdim’ cevapladı ve yine güldük. Sohbetimizi bitirip saat 02:30’da uyanma saat 03:00’de hareket etme kararı alıp saat 21:00 gibi uyumaya geçtik. 25 Aralık pazartesi günü saat 02:30’da uyandık, saat 03:10’da hediklerimizi giymiş batonlarımız elimizde zirve tırmanışımıza başladık. Fazla ilerleyemeden, 15 dakika sonra filan, Dadala’nın karşısındaki kulvara daha girmeden başlarda hedik ile çıkamadığımızı fark ettik. Hedik ve batonları orada bırakıp kazma krampona geçtik. Dik bir şekilde yükselmeye başladık. Gece karanlıktı ben kafa fenerimi açmadım etrafı görebileyim diye. Saat 05:00 gibi kulvarın tam içinde idik ve şehir ışıklarını görebiliyorduk. Acaba hangi ilçenin ışıkları idi? Dik bir şekilde yükseliyorduk. Hafif bir esinti vardı. Aşırı soğuk yoktu. Yer yer kara batsak da genel olarak basamak basamak gidiyorduk. Kulvar beni korkutmuyordu, rahat geçebileceğimizi biliyordum ki saat 06:20 gibi kulvarı çıktık. Tam sırta vardığımızda gün ağarmaya başladı. İlk ışıklar gözüküyordu. Muhteşem bir manzara vardı. Kayalar, tepeler, kar ile kaplı vadiler, hepsinin ayrı keyifli bir manzarası vardı. Hepimiz bu manzara karşısında afallamıştık. Hava aydınlanmaya başladıkça da, güneş ışınları tepelere vurdukça o farklı renk tonları içimizi kıpır kıpır etmeye başlatmıştı. Hepimizin moral motivasyonu çok yüksekti. Her şey yolunda gözüküyordu. Zirveye çıkacağımız inancımız tamdı.


Kulvarı çıktıktan sonra sol tarafa geçip bir yan geçiş yapmamız, devamında daha geniş ve kısa bir kulvarı dik çıkmamız ve son olarak kuleyi tırmanmamız gerekiyordu. İlk problem yan geçmekti. Uzaktan bakınca yan geçerken karı kesip çığ düşürebileceğimiz aklımıza geldi ya da kayıp düşmemiz de çok olası idi. Kayalıkları gördük ki yazın onların üstünden geçtiğimizi hatırlıyordum. Yine kayalıkların arasından geçeriz diye planladım. Yan geçerken ama düşme tehlikemiz vardı. Malzeme ata ata geçeriz diye planladık. O yüzden emniyet kemerlerimizi kuşandık, ip birliğine girdik, ben yanımda getirdiğim geleneksel tırmanış malzemelerini üzerime aldım. 07:00 gibi tekrar yürümeye başladık. Yan geçmeye başladığımızda karın çok sert olmadığını fark ettim. Bileklerimize kadar batıyorduk. Bu güzel bir durum idi. Dikkatli olduğumuz sürece kayıp vadi boyunca aşağı kayma ihtimalimiz düşüktü. Ben önden, Murat ortada, Safa arkada idi. İçinden geçmeyi planladığımız kayalıklara yaklaşınca bunun kolay olmayacağını fark ettik. Planımızı değiştirip, hemen dibinden geçmeye karar verdik. Malzeme atılacak bir durum yoktu. Kayalıklar ile kar kütlesinin birleştiği yerden dikkatli bir şekilde yan geçmeye karar verdik. Her şey düşündüğümüzden rahat gidiyordu. Güneş de etrafı iyice aydınlatmaya başlamıştı. Muhteşem manzara eşliğinde ilerliyorduk. Yan geçişi tamamlayıp dik yukarı doğru vurmaya başladığımızda her şey yolunda gidiyordu. Arkamı dönüp manzaraya baktığımda kendimi bir film sahnesi içinde gibi düşündüm. Gerçek olamayacak kadar güzeldi. O sırada Safa şöyle bir cümle kurdu ‘Biri bu manzarayı görmeden ölürse yaşadım demesin.’ O an ki duygularımızı özetliyordu bu cümle. Yaşadığımızı hissediyordum. Huzur dolu idim. Neden yaşıyorum sorusuna cevap bulmuş gibi idim. Birkaç fotoğraf çekip video aldıktan sonra yükselmeye devam ettik. Keyfimiz yerinde idi.



Dik yukarı çıktığımız bu kısa kulvarın başına yaklaştığımızda bir kırılma sesi duyduk. Ne oluyor diye duraksadık. Kar oturmuştu. Korkutucu bir sesti. Az önceki huzur duygusu yerini tedirginliğe bırakmıştı. Hemen toparlanıp devam ettik. Tam sırta 4-5 metre kala aynı sesi daha yüksek tonda bir kez daha duyduk ve iki adım önümde sırta paralel, kulvara dik olacak şekilde bir çizgi oluştuğunu gördüm. Öyle büyük bir yarık filan değildi, ama korkutucu idi. Hemen üstünden atladım arkadaşlarımda beni takip ederek orayı geçtik. Güvenli bölgede idik. Saat 08:00 gibi kulvarı tamamlamıştık. Murat buradan nasıl döneceğimizi sordu. Ben de cevap olarak; şu an bir kere geçtik, onu dönerken düşünürüz diye cevapladım. Önümüzde kule kalmıştı onu tırmanmamız gerekiyordu. Uzaktan çok dik gözükmüyordu ama içine girdiğimiz de yer yer 90 derecelik yer çıkacağımızı biliyordum.

Kulenin sağ tarafı uçurumdu. Düşme lüksümüz yoktu. İp birliğini kısaltıp dip dibe alpin sitil tırmanma kararı aldık. Önden ben malzeme atacaktım arkadan gelen toplayacaktı. Tırmanmaya başlayıp biraz ilerlediğimizde dikleşmeye başladı rota. Çok dikkatli, sürekli emniyeti düşünerek ilerledik. Arkadaşlarım kendileri emniyette iken ben biraz yükseliyordum, sonra sırayla onlar. İkimiz, diğerimiz tırmanırken kazmalarımız ile kendimizi emniyete alıyorduk. Zirvenin altında geriye dönüp baktığımda çok dik tırmandığımızı fark ettim. Küçük bir video çektim orada. Muhteşem gözüküyordu geldiğimiz rota. Tam video çekerken Murat’ın o güzel tepkisini duyduk ‘Hocam biz ne yapıyoruz ya!’. Videodan birkaç dakika sonra zirveye ulaştık. Saatimiz 08:30’u gösteriyordu.

Zirveye ulaştığım gibi popomun üstüne oturdum. Önceden tırmananlar bilirler, zirvesi küçüktür. Şimdi de her yer kar olduğundan kenarlara yanaşmadan hemen çömeldik. İlk Metin ÇOLAK abim ve Osman ASLAN arkadaşıma video çektim. Ağrı kış zirve paylaşımlarına cevap olarak Altıparmak kış zirvemi paylaştım. Ne büyük mutluluk insanın yaşadığı mutlulukları, maceraları paylaşabileceği dostları olması.



Zirvede fotoğraflarımızı videolarımızı hızlıca çekilip, güneş daha yükselmeden dönelim dedik. Yaklaşık 20 dakika zirvede oyalandıktan sonra 08:50 gibi inişe geçtik. İniş için önce bir emniyet noktası bakındık ama bulamadık. Yine çıkarken gibi inme kararı aldık. Ben önden malzeme ata ata indim, arkadan gelen Safa topladı. Düşündüğümüzden rahat indik kuleyi. Fakat kulenin aşağısında kulvarı çıktığımız rotaya girmek istemedik çığ tehlikesinden. Çıkış rotamız geniş açılı bir L gibi idi, önce uzun dik bir kulvar sonra sola dönüp sırt boyunca biraz ilerleyip kuleyi tırmanmıştık. Şimdi çaprazdan kulenin dibinden kulvardaki izimizin ortasına gelecek şekilde direk ilerledik. İzlerimize bağlanırken tekrar kar oturması sesi geldi. Tabii ki yine korktum. Oradan hızlıca uzaklaşmalı idik. Ama adımlarımızı narin fakat seri atarak kısa kulvardaki izimize bağlandık ve bu kulvarı bitirip yan geçiş yaptığımız yere geldik. Rahatlamıştık. Kayaların dibinden ilerliyorduk, çığ tehlikesinden kurtarmıştık.



Saat 10:10 gibi Dadala’nın karşısındaki kulvarın başına gelmiştik. Mutlu idik, gururlu idik. Hemen bir şeyler atıştırdık, güzel fotoğraflar çektirdik. Dadala’ya rahat ineceğimizi düşünüyordum ama Dargovit geçidi aklımı meşgul ediyordu. Sabahtan beri hava çok güzeldi. Güneş tepemizde ve rüzgar yoktu. Her şey mükemmel ilerliyordu ama Dadala tarafı güneş almıyordu ama arka tarafı gün boyu güneş alacaktı ve biz öğleden sonra oraya varabilecektik. Sabahtan beri hava çok güzeldi. Güneş tepemizde ve rüzgar yoktu. Her şey mükemmel ilerliyordu.

Dadala’ya doğru inişe başlamadan Murat ile aramızda şöyle bir diyalog geçti. Murat bana ‘hocam yanınızda daha tecrübeli arkadaşlar olsa idi tırmanış sizin daha az zahmetli ve korkutucu olurdu di mi?’ diye sorunca ben de cevap olarak ‘Murat, tecrübeli birileri olsa idik biz çoktan geri dönmüştük. Siz nasıl tehlikeleri atlattığımızı bana güvendiğinizden fark etmediniz de benim arkamdan geldiniz.’ cümlesini kurdum.
Gerçekten de böyle düşünüyordum. Doğru mu yaptım? Çocukları peşimden sürüklemek, benim kendimin de böyle riske girmesi ne kadar doğru idi? Dağcılık sporu yaparken aldığımız kararların doğruluğunu bu kararımızın sonucuna bakarak mı değerlendireceğiz? Sevdiğim bir büyüğüm olan Mustafa TEKİN abimi bu sene çığda kaybettik. Onun vefatı bana bu soruları tekrar hatırlattı. Biz şans eseri mi hayatta kalmıştık? Evet, her şeyi hesaplamıştım, ama ya benim elimde olmayan veya düşünemediğim bir sebepten dolayı başımıza bir şey gelmiş olsa idi? Saat 10:25 gibi kulvardan aşağı inmeye başladık. Rahat ve keyifli bir şekilde yol alıyorduk. Burası hiç güneş almadığından kar toz şeklinde idi. Çığ tehlikesi yoktu. Sağ ve soldaki dik kayalıkların arasından Dadala’yı, manzarayı seyrederek hızlıca indik. 11:20 gibi hediklerin oraya geldik ve 11:30 gibi kulübeye varmıştık.





Kulübeye vardığımızda teknik malzemeleri üstümüzden çıkartıp çantalarımıza koyduk. Bir şeyler atıştırıp dinlendik. O sırada Umut arkadaşımıza telsiz ile ulaşıp zirve yaptığımız haberini verdik. Yol boyunca ulaşmaya çalışmıştık ama ancak burada ulaşabildik. O da kesik kesik. Umut da bize Trabzonspor’un maçını soruyordu, yenildiğimizi söyledik (aslında yenmiştik). Onu tepkisini hayal ederek güldük. Bu arada zirve yaptığımızı zirvede ve inerken kulübümüze bildirmiştik. Sobanın başında oturduğumuzda ayakkabımı çıkarttığımda sağ baş parmağımın buz gibi olduğunu sertleştiğini fark ettim. O sırada çok önemsemedim bunu fakat bir ay sonraki Kaçkar kış tırmanışımda başıma sıkıntı açacaktı. Bu da sonraki hikaye. Vücut ısımla bir süre ısıtıp kendine biraz geldiğini fark ettikten sonra dönüş hazırlıklarına başladık.

Saat 13:15’te kulübeyi tekrar kilitleyip Dargovit geçidine doğru yürümeye başladık. Hedik kullanıyorduk. Hediksiz çok batıyorduk. Dargovit geçidi yavaş yavaş dikleşiyordu. Son kısım çok dikti. Sırtımızda çantalarımız ile çıkmakta zorluk yaşadık. Dünkü izimizden tırmanıyorduk. Son kısımda yukarı çıkmakta zorlanıyorduk. Murat beni arkadan ittirerek ben onları çekerek bir şekilde saat 14:30 gibi Dargovit geçidinden üstüne çıktık. Dadala tarafı gölge ve soğuk iken Avusor tarafı güneşli idi. Sırta çıktığımızda da Umut ve Alp ile telsiz ile rahatça konuşabildik. Köyün Avusor gölü tarafı ve yukarısı gözüküyordu, bizi takip etmelerini istedik. Bir de acıktığımızı ve yemek yapmalarını rica ettik. Keyfimiz yerinde idi ama son bir engelimiz kalmıştı.



Dargovit geçidinden Avusor yaylasına nasıl inecektik?
Avusor yaylasından yukarı çıkarken çizdiğimiz rotanın tehlikeli olacağını öngördük. Hava güzel olduğundan rotayı açık bir şekilde görebiliyorduk. Dik bir şekilde vadinin içine inebilsek, vadi içinde bizden kaynaklanan bir çığ tehlikesi ile yaşamadan rahat ve hızlı bir şekilde yaylaya varabilirdik. Vadi içi nispeten çığ düşürülmeyecek şekilde düzdü. Karı kesme ihtimalimiz yoktu. Fakat vadi içine inerken karı kesecektik ve saat 15:00’e yaklaşıyordu. Gün boyu güneşten dolayı kar yumuşamıştı. Dik bir şekilde ineceğimiz rotayı araştırdık. Ters yönde sırt boyu biraz ilerledikten sonra kayaların daha yoğunlukta olduğu yerden dik inme kararı aldık. Kayaların karı tuttuğunu düşünerek böyle bir plan yaptık. Hızlı ve dikkatli bir şekilde saat 14:50 gibi inişimize başladık. Bir 15 dakika sonra vadinin içine inmiş, tehlikeli gördüğümüz yeri geçmiştik. Saat 16:15 gibi Avusor yaylasındaki arkadaşlarımıza sağ salim kavuşabildik. Her şey yolunda gitmiş, adım adım tüm tehlikeleri atlatmıştık.


Başarmıştık. Zor kısmı bitmişti. Umut ve Alp bizi kutlayıp, hemen yaptıkları yemeği ikram ettiler. Her şey çok güzel gidiyordu. Güldük, eğlendik. Umut ve Alp bizi beklerken ki can sıkıntılarını anlattılar, biz de maceralarımızı. Sevdiğin insanlarla birlikte olup onlarla vakit geçirmek çok değerli olduğunu bir daha hissettim. Umut dinlenmiş olduğundan arabayı kullanabilirdi. Dolayısıyla akşam da olsa kalmamaya, geri dönmeye karar verdik. Yemekten ve iyice dinlendikten sonra saat 18:20 gibi sırt çantalarımızı yüklenerek dönüşe geçtik. Gayet güzel bir tempoda, keyifli bir şekilde bir yürüyüşün sonunda saat 20:00 gibi karanlıkta arabamıza vardık.
Çantalarımızı arabaya yükleyip, Umut şoför koltuğuna geçti. Evimize doğru sevinçle ve gururla dönüşe geçtik. Rize’de kutlama pizzası yemek için mola verdik bir tek. Tüm ekip arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Hepimiz gayet uyumlu bir şekilde hareket ettik. Seviyorum kerataları.
