Altıparmak Dua Tepe (3492 m.)

Doğu Karadeniz Dağlarının bulutlara erişen zirveleri, her zaman heybeti ve ihtişamı ile ön plana çıkmıştır. Özelde Kaçkarlar olarak adlandırdığımız bu dağlar, eşsiz güzellikleri ve azameti ile ülkemizde doğa manzarası fotoğraflarının kataloglarında hatırı sayılır bir yer tutmuşlardır… Özellikle kuzey yönünden, deniz kenarından bile birçok açıdan rutubetsiz havalarda görünen zirveleri; büyüleyici, olağanüstü görkemi ile seyrine doyum olmaz güzelliklerini izleyicisine cömertçe sunarlar. Tanrının yaratma sanatının en güzel tezahürü olan bu eşsiz eserlerin deniz kenarından tüm haşmeti ile seyredilebilmesinin en önemli sebebi, Kaçkar Sırt Hattı’nda bulunan ulu dorukların denize olan yakınlığıdır. Silsilenin en yükseğinde yer alan dağlar, denize kuş uçumu 35-45 Km arasında bir uzaklıkta bulunması dolayısı ile gözünüzün önünde birdenbire, kara bir set, duvar gibi yükselerek bulutlara değerler. Eski Çin Mitolojisinde dağların, birbiri üzerinde yükselerek cennete ulaştığından bahsedilir. Böylesi kadim efsanelere inananlar, eğer Kaçkar Zirvelerini deniz kenarından izleselerdi kesinlikle cennete ulaşmak için bu ulu doruklara tırmanmanın yollarını ararlardı.

Kanımca deniz kenarından görünen en alımlı ve etkileyici Kaçkar zirvesi Altıparmak sıradağlarının en yüksek zirvesi de olan Altıparmak Dua Tepe zirvesidir. (3492 m) Bölgenin dağcılık gözü ile ilk amatör haritalarını yapan federasyonumuzun efsane başkanı Bozkurt Ergör hocamız ile yakın zamanda aramızdan ayrılan İsmet Ülker hocamıza göre ismi “Karataş” olan zirveyi (Askeri haritada Karataşlar bu doruğun arka tarafında kalan iki zirve olarak gözükmektedir.) bölgemizin ilk dağcısı kabul ettiğimiz (Allah uzun ömürler versin) Yılmaz Ergün hocamız da Altıparmak Zirvesi olarak isimlendirmiştir. Askeri haritada hemen karşısındaki zirvenin (Didvake) ismi verilmesine rağmen bu zirvede isim kullanılmamış, silsile bir genelleme şeklinde Altıparmak Dağları olarak adlandırılarak sadece rakım belirtilmiştir (3492). İşte bu çıkıntının bu en yüksek doruğunu, özellikle kuzey yüzünün eteklerinde bulunan iki ana vadiden biri olan Tunca Vadisi (Eski ismi Dutha) sakinleri Dua Tepe ismiyle adlandırmıştır. Esasında bölgede bu isimle adlandırılan başka bir zirve daha bulunmaktadır. Tobamızga Yaylası ( Sırt Yayla) ile Yukarı Yaylanın arasında bulunan yaklaşık 3000 m yüksekliğindeki sırt da yöre halkı tarafından Dua Tepe olarak bilinmektedir. (Askeri haritada da bu zirve Dua Tepe olarak işaretlenmiştir). Bu durum Kaçkar coğrafyasında sıkça rastlanan bir durumdur. Yakın bölgelerde aynı isimde birçok zirve, göl ve geçit bulunmaktadır. Bizim Dua Tepe olarak tanımladığımız Altıparmak Dağlarının bu en yüksek zirvesine 1979’da tırmanan ODTÜ’lü genç dağcılar da zirvesindeki namaz kılma yerine de vurgu yaparak bu ismi kullanmışlardır. (Zirvede Yılmaz Ergün hocamızın kurduğu kulübün 1975 yılında bıraktığı bir zirve defterinden bahsediyorlar.)

Dağın Kuzey yönündeki eteğinden başlayan bir diğer vadi ise Eğrisu Vadisi olup bu vadide bulunan Eğrisu Yaylasını Çamlıhemşin ilçesinin Topluca Köyü sakinleri kullanmaktadır. Onlara göre ise dağın ismi “Eğrisunun Başı” (Eğrisu Zirve). Bu karmaşıklığı ortandan kaldırmak için uğraşan ilk dağcılar bölgenin değerli antrenörleri Yılmaz Seferoğlu ile Recep Kulaber hocalarımız oldular. 2019 yılında dağa yaptıkları kuzey yüzü tırmanışı sürecindeki incelemeleri sonucunda, bu zirveye yöre halkının eskiden beri bir kutsaliyyet atfettiği, zirvesinde dua etmek veya kurban kesmek için düzleştirilmiş bir alan bulunduğu için DUA TEPE isminin kullanıldığına kanaat getirerek ve dağın en yaygın kullanılan isminin olması dolayısı ile bu şekilde adlandırılması gerektiğine karar verdiler… (Nitekim Yılmaz Seferoğlu hocamızın Kaçkar Org sitesinde dağ bu isimle anılmaktadır.)

Dağa kuzey yönünden yaklaşmak için ya Tunca vadisi boyunca ilerleyerek Dere Yaylaya ya da (En son yaylası Golazena) Çamlıhemşin Topluca köyü üzerinden Eğrisu Yaylasına ulaşmak gerekiyor. Güney yönünden yapılacak yaklaşımlarda ise Altıparmak vadisini takip etmek gerekli… İsmet Ülker hocamız güneyden zirve yapmak için Altıparmak Köyü’nden ilerleyerek Amanesket Yaylası üzerinden Karagöl’e ulaşıp etrafına kamp atılmasını, zirve tırmanışına buradan başlanılmasını tavsiye etmişlerdir. Yine güneyden yapılacak çıkışlar için daha batı yönünde yer alan bir sonraki vadiden, Binektaşı mevkiinden de hareket edilebilir.

1979 tırmanışında ODTÜ’lüler de Tunca Vadisi üzerinden dağa yanaşmışlar. Tırmanış sonrasında yazdıkları raporlarındaki yayla isimlerinin farklılıkları dikkat çekmektedir. Zizeni, Livadizeni ve Lelvandere yaylalarından gelerek Dua Tepe’ye Kuzeybatı Kulvar rotasından tırmanan ekip raporlarında yolları üzerindeki Golezenadan bahsetmiyorlar. Raporu inceleyen yörenin en tecrübeli dağcılarından Recep Kulaber hocamız Türkiye’nin bir sosyolojik gerçeğini gözler önüne serdi.

Özellikle 1950’li yıllarda köyden kente doğru başlayan göç hareketleri bölge yaylacılığını doğrudan etkilemiştir. Değişen sosyo-kültürel yaşam şartları dolayısı ile bölgede yaylalara olan rağbet azalmış bölgede yerleşim olgusunun kadim gerçeği olan yaz aylarında hayvanlarla yapılan yayla göçleri durma noktasına gelmiştir. Yöre insanının yaylalarla olan yakınlaşması, bölgede ekonomik refahın görece sağlandığı, yaylalara araç yollarının yapılmaya başlandığı 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren tekrar sağlanmıştır. Değişen sosyal konjektür çerçevesinde yayla şenliklerinin de düzenlenmeye başlaması, yöre insanının yaylar ile olması gerekenin dışında ama daha güçlü şekilde bağ kurmasına da olanak sağlamıştır. Bu yeni ilişkide hayvancılık yapan yöre sakini profili yerini, tatil için yazın yaylada yaptığı yayla evine gelen tatilci konumuna bırakmıştır. “Golezana” yaylanın düzü anlamında Lazca bir tabirdir. Bu yeni dönemde bölgenin yayla şenlikleri bu düzlükte yapılacak, daha sonrasında da bölgede yerleşim artarak devam edecektir. ODTÜ’lü dağcıların misafir oldukları Lelivandere Yaylası bu süreç sonrasında Golezana ismini alacaktır. Doğu Karadeniz Bölgesi yaylacılığının bu kayıp kırk yıllık süreci içerisinde kültürel aktarımın yer yer sekteye uğraması dolayısıyla birçok yer ve mevki ismi kaybolacaktır…

Hakkında bu denli geniş araştırmalar yaptığım ve Rize merkezideki Fener Mahallesi’nden, Üniversite’den ve Alipaşa’dan uzunca bir süre doyasıya izlediğim ve zirvesine tırmanmak için birkaç defa girişimde bulunduğum Dua Tepe’ye 2024 yılı Ağustos ayı ortalarına kadar ulaşmam mümkün olmadı. Birçok defa son dakikada çıkan aksilikler dolayısıyla nasip olmayan bu girişimlerim sonucunda “Dağ seni kabul edecek” felsefesine bir kez daha tereddütsüz inandım. 2024 yılı için sevgili badim Dr. Fatih Yılmaz ile beraber ilk faaliyet planımız Dua Tepe oldu.

Dağa kuzey yüzünden yanaşmak için elimizde olan iki alternatiften Topluca-Eğrisu seçeneğini tercih ettik. Bu tercihte rehberliğimizi yapan ve Fatih hocamızın KTÜDAKS’tan öğrencisi olan Topluca Köyünden Cihan Yağcı’nın ekipte olması etkili oldu. Ağustos ayının ortasında, Çamlıhemşin Topluca üzerinden Koç Düzü ve Didingola yaylalarını aşarak dağın hemen altındaki Eğrisu Yaylası’na ulaştık. Ekibimizde bölgemizin genç dağcılarından Cemre Demiröz ve Murat Onur Çelik de bulunmakta idi. Eğrisu Yaylası, Çamlıhemşin yaylaları ile Ardeşen Tunca Yaylaları arasında kalmış adeta bir tampon bölge özelliğini taşıyor. Uzunca bir süreden beri iki yöre arasında davalık olan bölgenin batı yamacı ve yatağı Toplucalılara, doğu sırt kısmı ise Tunca vadisinin Aşağı Durak Köyü (Golezana Yaylası) sakinlerinin yerleşiminde bulunmakta…

Akşam üzerine doğru ulaştığımız yaylaya aracı bırakarak hızlıca çantalarımızı yüklendikten sonra kampı atacağımız çifte göller bölgesine doğru yükselmeye başladık… Yaklaşık iki saat süren oldukça dik yükseliş sonrasında akşam hava kararırken çifte göllerin ilkine vardık. Asıl amacımız yukardaki büyük gölde kamp atmak olsa da daha fazla ilerlemeyi uygun görmeyerek kampı ilk gölün kenarına kurmaya karar verdik.

Dağın haşmetli kuzey yüzü, devasa bir blok olan ana kütle ile bir yarığın ayırdığı yan kütleden oluşuyor. Daha alçak olmasına rağmen batıya doğru kıvrılan bu yan uzantı, kamp alanından en az ana zirve kadar ihtişamlı görünmektedir. Dua Tepe’nin bu batı uzantısı ve devamı bölge insanı tarafından Kanlı Tepe olarak adlandırılmakta… Yılmaz hoca ile Recep hocanın yaptıkları araştırmalar sonucunda, Kanlı Tepe’nin esasında bu zirvenin devamında yer alan daha alçak tepeler gurubu olduğu kanaati ortaya çıkmıştır. Özelikle eteklerinde yer alan kırmızı toprak yapısı ve kırmızıya çalan yosunların güneş tepeye vurduğunda kan rengine yakın bir kızıllık veriyor olması, bu zirveyi bölge insanın Kanlı Tepe olarak adlandırmasına neden olmuş (Rehberimiz Cihan da bu tezi doğrulamaktadır.). Bu durum üzerine yarığın batısında kalan zirveye hocalarımız eteğindeki göllere atfen “Tubina” (Tubina, Lazca’da ikiz anlamına gelen bir sözcük. Tepenin hemen altında kalan çifte göllerin bölgede kullanılan eski adı) ismini uygun görmüşler.

Dağın bu yüzünden kullanılan iki farklı rotası bulunmaktadır. İlki Yılmaz ve Recep hocamızın da kullandığı Kuzeybatı kulvar rotası, diğeri ise özellikle güneye aşmak için çobanların da kullandığı Kuzeybatı klasik rota olarak da tabir edebileceğimiz dağın neredeyse etrafını dolanarak Kanlı Tepe üzerinden çıkış yapılan rotası…

Biz Kuzeybatı kulvar rotasını kullanmaya kararlı idik. Bu rota dağın, kuzey yüzünden bakıldığında batısında kalan keskin uzun yarığın aşılmasını gerektiriyordu. Sabah beş civarında açık bir havada kulvara doğru yükselmeye başladık. ODTÜ’lülerin 45 yıl önce Temmuz ortalarında yaptıkları tırmanış sırasında buzul diye tabir ettikleri kulvarda Yılmaz ve Recep hocalarımız da sert kar tabakası ile karşılaştıklarından bahsederler. Bizim tırmanışımız esnasında buz olmadığı gibi sert kar katmanı da kalkmış, öbek öbek toplanmış kar tabakaları ve kaygan akıntı topraktan başka bir şey kalmamıştı. Bundan dolayı kazma ve krampon ile tırmanmayı uygun görmedik. Biraz da tecrübelerimize ve yanımızda cömertçe, bol bol taşıdığımız teknik malzemelere güvenerek yarığın iyice keskinleştiği esas başlangıç noktasına geldiğimizde sol tarafa kaya kulvarına doğru ayrılan bir set üzerinden ilerlemeye karar verdik. Yer yer dört dereceyi bulan ve yaklaşık üç yüz metre yükseldiğimiz kaya bloğunu havanın kuru olmasından da faydalanarak teknik malzeme kullanmadan dikkatlice aştıktan sonra zirveye doğru kıvrılan sırt hattına ulaştık. Böylece dağın kuzeybatı kulvar rotasını da çeşitlendirmiş olduk. (Ekip arkadaşlarımızdan Cemre Demiröz bu tırmanışı kişisel bloğunda bir rapor halinde paylaşmıştır.https://cemredemirozmountain.blogspot.com/…/dua-tepe…) Eğer bizim yaptığımız tırmanış şartlarında (Kulvarda sert kar yok ise) çoban rotası olarak da tabir edeceğimiz Kuzeybatı klasik rotayı tercih etmekte fayda vardır.

Güneyden gelen rotalar ile birleşen sırt boyunca ilerleyerek dağın iki zirvesine de ulaşmak mümkün… Kuzeyde kalan ana zirveye, bir yarıktan alçaldıktan sonra sola kıvrılarak çıkılıyor. Biz ilk önce yarığa girmeden sağa doğru bir yay çizerek yükseldiğimiz güney zirvesine çıktık. Burada bizi bir sürpriz bekliyordu. Kuş uçuşu yüz- yüzeli metre ötemizde olan ana zirvede bir yaban keçisi tüm haşmeti ile gezinmekte idi. Bizi gördükten sonra bile asaletini bozmadan ağır ama emin adımlarla ilerleyerek zirveden inen yarıkların birinden içeri girerek gözden kayboldu ve bir daha görünmedi. Kaçkarların belki de en mistik zirvesi, uzunca bekleyişimize değercesine güzel bir sürprizle karşılıyordu bizi…

Geldiğimiz yoldan geri dönerek, zirve hattına girdiğimiz külaha ulaştık. Sert yarıktan dikkatlice inerek sola kıvrıldık. Özellikle bu etap çok dikkatli tırmanılmalı… Klasik Kaçkar kaya çürüklüğü burada oldukça bariz şekilde karşımıza çıkıyor. Kolunuzu nereye atarsanız atın çürük kayaların esnediğini hissediyorsunuz. Kaçkarlarda çoğu zaman zirve birdenbire, ansızın çıkar karşınıza… Zirveden önceki son yirmi adımda, yirmi adım sonra doruğa ulaşacağınızı öngörmezsiniz. Birçok defa bizimle beraber Kaçkarlarda tırmanış yapan dağcı dostlarımız zirveye adım atıkları ilk anda tırmanışın bitiğine inanamazlardı. Dua Tepe’de bu tip doruklardan biri olarak ansızın zirvesini cömertçe sundu bizlere… Zirvenin dar ama sıkışık olmayan yapısı ve hâkim manzarası belli bir ferahlık hissi veriyor size… Havanın açık ve nemsiz olmasından dolayı birçok Kaçkar zirvesinden defalarca gördüğümüz Destansı Elbruz’u, Dua Tepe zirvesinden de seyretme imkanı bulduk. Bunun yanında Kafkasların diğer bir sırt hattını ilk defa bu zirveden izleme imkanına da sahip olduk. (Muhtemelen Svaneti ve Ushpa tarafı.) Zirve düzlüğü 10-12 metre kare arasında, ortasında bulunan ve sıkıştırılmış taşlarla yapılmış meşhur “Altar” bir burç gibi yükseliyor…

Altar’ın girişinde büyükçe bir kaya içerisinden çıkan bir demir çıkıntısı göze çarpıyor. ODTÜ’lü gençler buraya nirengi noktası olabilir demişlerdi. Kendi gözlemlerimle ben de aynı kanaatti edindim. Faaliyet sonrasında uzunca bir süre devam eden yazışmalar sonucunda, Harita Genel Müdürlüğü’nden gelen yazı ile Dua Tepe’nin zirvesinde olan demir “Pilye’nin” 1959 yılında kendileri tarafından koyulduğunu öğrenmiş oldum. (Zirvede nirengi noktasının oluşturulduğu bu tarih aynı zamanda dağa yapılan ilk resmi çıkış olarak da kabul edilebilir.)

Daha önce Recep Kulaber hocamızdan Dua Tepe zirvesinin defalarca dinlediğim hikayeleri gözlerimin önünde canlanmaya başladı. Zirvedeki Altar, nirengi noktasının sıkıştırılması için haritacılar tarafından mı yapılmıştı yoksa bölgeye çıkan yöre insanının dua etmesi amacı ile mi oluşturulmuştu. Mitolojik dönemin başlarından itibaren insanlar dağları tanrı ile özdeşleştirmişler, Tanrısallaştırmışlardı. Tanrı’nın Dağları ve Dağ Tanrıları mitosları kuşaktan kuşağa aktarılmıştı. Gözünü yükseklere diken bir topluluk için Tanrıyı bu zirvelerde aramak, ona ulaşmak adına buralara çıkarak ona en yüksekte yakarmaktan daha doğal ne olabilirdi ki. Nirengi noktasını oluşturan demir pilyenin, Altar’ın hemen giriş kısmında olması bu sunağın çok daha eskiden beri kullanılmakta olduğuna işaret ediyor gibiydi. Recep hoca yaşlılardan dinlediği hikayelerde özellikle bölgedeki müslüman halkın, Dua Tepe’ye ibadet için geldiğinden, gayrımüslim halkın ise dağın daha güneyinde tam çaprazında kalan Demirkalem Marsis Dağı’na çıktığından bahsetmişti ( Marsis, Eski Roma panteonunda savaş tanrısı olan Mars’tan gelen tanrının yeri, mekanı anlamında bir sözcük. Yöremizin güney tarafında çokça rastlanan bu isimde dağ var. Günümüzde en çok bilineni daha doğuda bulunuyor. Barhal tarafından görünen bu heybetli dağa yöre halkı Marsis olarak kabul etmiş. Askeri harita da bu zirveden daha doğuda olan başka bir dağ Marsis olarak görünmekte, Dua Tepe’ nin çaprazında olan bu doruk ise isimsiz olarak yer almakta.Yılmaz ve Recep hoca bu dağı eteğinden çıkan Demirkalem deresine atfen Demirkalem Marsis Dağı olarak kaybetmişler. Biz bu dağı esas Marsis ile karıştırmayalım.). Hemen karşımızda duran bu yalçın dağ, Dua Tepe’ye göre güney vadilerine daha hâkim ama 110 metre daha alçak irtifada bulunuyor. Demirkalem Marsis Dağı, eteğinde bulunan bu vadilerden büyük olasılıkla ana zirve gibi görünüyordur. Muhtemelen aşağıdaki bölge halkı da kendileri için daha ihtişamlı olan bu dağa bir uluhiyet bahşetmiş olabilir. Vadinin giriş kısmında ünlü Barhal Kilisesi’nin bulunması bölgede eskiden gayrımüslim halkın yoğun olarak yaşadığına işaret etmekte ki bu durumda Recep hocanın bizlere aktardığı bu söylenceyi doğrular nitelikte… Her ne olursa olsun birbirine yakın iki zirvede, farklı dillerde farklı inançlarda aynı tanrıya el açılması bölgenin kültürel zenginliği olarak karşımıza çıkıyor. Fatih ile bir dahaki tırmanış rotamızın güneyden Demirkalem Dağı’na doğru olması gerektiğine burada karar verdik.

Biz de bir inanç dağı olduğuna bir kez daha kanaat getirdiğimiz Dua Tepe’ ye atalarımızın yaptığı gibi yaratıcımıza el açıp dua etikten sonra zirvede bulunan deftere isimlerimizi yazarak veda ettik. Kendi adıma bu kadar beklemeye değdi diye düşünüyordum.

Dönüş için kaya kulvarına girmeden yarığın içerisinde aşağıya inmeyi uygun gördük. Kaygan ince taşlık ve yer yer balçığımsı toprak ve dik zeminde kayalara tutunarak düşe kalka eziyete dönen bir şekilde güç bela aşağıya indik. Teknik malzeme kullanılabilecek şartlar oluşsa da ekip sayısının azlığına ve uyumuna güvenerek serbest şekilde iniş yaparak bu faaliyeti tamamladık.

Kaçkarların en görkemli ve en mistik dağı ile tanışmamız işte bu şekilde oldu….

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top