| Büyük Kaçkar Kış Tırmanışı | 20-23 Ocak 2023 |
| Katılımcılar | Cemre DEMİRÖZ (TEDAK), Esmanur ÇALIŞICI, Fatih YILMAZ (KTÜDAKS – 0554 393 0599), Gökçe YILMAZ, Murat Onur ÇELİK (KTÜDAKS ), Mustafa Kemal KARABULUT (KTÜDAKS), Özgür GÖREN (KTÜDAKS ), |
| Kullanılan Teknik Malzemeler | Yürüyüş Kazması, Krampon, Emniyet Kemeri, Kask, 60 m. İki Farklı Yarım İp, Buz Vidası (3 adet ), Abalokov İğnesi (kullanılmadı), Ekspres (4 adet), Yeteri Kadar Karabina, Yeteri Kadar Yardımcı İp, Yeteri Kadar Perlon, İniş Aleti, Deadman (Kullanılmadı) |
| Faaliyet Süresi | 20 Ocak: 03:45 – 05:30 : Trabzon Merkez – Rize-Çamlıhemşin 06:00 – 07:30 : ÇAmlıhemşin – Galer Düzü. 08:30 – 09:40 : Galer Düzü-Aşağı Kavrun 09:40 -11:30 : Aşağı Kavrun – Yukarı Kavrun 21 Ocak: 09:45 – 11:45 : Yukarı Kavrun – Kapı 12:00 – 14:30 : Kapı – Mezovit Kamp Alanı 22 Ocak: 02:00 – 03:30 : Mezovit – Büyük Buzul Başı 03:50 – 08:05 : Büyük Buzul Başı – Büyük Buzulun Üstü 08:30 – 12:25 : Büyük Buzulun Üstü – Zirve 13:45 – 15:30 : Zirve – Büyük Buzulun Üstü 13:40 – 17:15 : Büyük Buzulun Üstü – Büyük Buzul Başı 17:25 – 18:30 : Büyük Buzul Başı – Mezovit 19:30 – 22:30 : Mezovit – Yukarı KAvrun 23 Ocak: 01:30 – 04:00 : Mezovit – Galer Düzü 04:10 – 07:00 : Galer Düzü – Trabzon Hastane |
| Hava Durumu | Faaliyet boyunca güneşli ve rüzgarsızdı. Gece de hava açıktı. |
| Kar Durumu | Galer Düzü ile Yukarı Kavrun arası araç izinden karda hiç batmadan gittik. Yukarı Kavrun ile Mezovit arası hedik kullandık. Gün içinde hedikleri çıkartınca dize kadar battığı oluyordu. Büyük Buzul’un altına hediklerle geldik. Daha sonra krampon ile devam ettik ama güneş doğduktan sonra krampon kullanılmasa da olurdu. Güney tarafında yer yer dizimize, bazen belimize kadar battığımız oluyordu. Özellikle zirveye yaklaştığımız kısımda çok batmaya başladık. |
| Tehlikeler | Güneyde çığ tehlikesi olabilirdi. Ama katmanlar birbiri ile kaynaşmıştı. O yüzden korku yaşamadık. Buzul çatlağının içine düşülebilirdi. Bizim gittiğimiz tarihlerde çatlak yer yer açıktı. |
| Tavsiyeler | Kar yağışından sonra 4-5 gün kar güneş görüp oturduktan sonra gidilmeli. Buzul çatlağına dikkat edilmeli. |
| Rota | https://tr.wikiloc.com/gezi-yuruyus-rotalari/buyuk-kackar-kis-tirmanisi-124100368 |
BÜYÜK KAÇKAR KIŞ TIRMANIŞ MACERASI
Kaçkar’a önceden farklı arkadaşlarım ile birlikte üç farklı rotadan (kuzey klasik, büyük buzul ve küçük buzul rotası) tırmanmıştım. Her biri ayrı ayrı maceralardı. Artık Kaçkar’a kış tırmanma vaktim gelmişti.
Bir önceki sene Mart ayında KTÜDAKS kulübümden arkadaşlar ile bir denemem olmuştu. Hava durumu bizi yanıltmıştı. Ayder’in üstünden Aşağı Kavrun yaylasına 6 saatte ancak yürüyebilmiştik ve orada geceyi geçirmiştik. Ertesi gün hava durumunun söylediğinin aksine kar yağışı azalmayıp daha da arttığından taze karda iz açıp ilerlemesi zor olduğundan, olası çığ risklerinden çekindiğimizden tırmanışımızı iptal edip dönmüştük.
Bu sene havalar çok güzel gidiyordu. Olağandan farklı olarak kar yağışı nispeten az olmuştu ve sürekli hava güneşli gösteriyordu. Altıparmak kış tırmanışını da aralık ayında başarılı bir şekilde gerçekleştirdiğimizden Kaçkar’a kış tırmanacağımıza dair motivasyonum yüksekti. Altıparmak tırmanışımızdan sonra hemen planlamaya başlamıştım. Yılbaşında ilk birkaç arkadaş ile küçük buzul rotasından çıkalım diye düşündük ama bir türlü ayarlayamadık. Hava hâlbuki mükemmeldi. Sonraki hafta sonu yaklaşık bir metre kar yağdı. O sırada Yukarı Kavrun yaylasına öylesine gelmiştim, oradan kendim şahit olmuştum kar yağışına. Karın oturmasını, havanın sakinleşmesini beklemeli idik. Kar yağışının iki hafta sonrasındaki hava güneşli gösteriyordu. Yola çıkacağımız tarih aşağı yukarı kesinleşmişti.
Kimle gidecektim Kaçkar kış tırmanışına?
KTÜDAKS’dan arkadaşlara davet ettim. Murat Onur ÇELİK ile daha yeni Altıparmak’a tırmanmıştık. Ona güveniyordum, ben gelirim dedi. Mustafa Kemal KARABULUT ile bir önceki sene yarım kalan Kaçkar kış tırmanışında tanışmıştım. Orada gücü dikkatimi çekmişti, o da kabul etti. Özgür GÖREN ile tırmanmamıştım, fakat arkadaşları performansı hakkında övüyorlardı onu, o da kabul etti. Mustafa ve Özgür’ün ilk kış tırmanışı olacaktı. Daha sonra yine kulübüm aracılığı ile Gökçe YILMAZ’ı davet ettim, onu hiç bilmiyordum. Kafamdaki en büyük şüphe Gökçe idi. Gökçe dağa gelmek konusunda çok hevesli idi. Ben genelde istekli olanların kendi gücü ve yetenekleri çerçevesinde dağa getirme taraftayımdır. Gökçe’ye faaliyetin zorluğundan bahsettim, o da çekingenliklerimi kabul edip dağda olmanın bile onu mutlu ettiğini söyleyince içim rahatladı. Önce Yukarı Kavrun yaylasında Yalçın Şahin abimizin yayla evinde, daha sonra Mezovit’te kamp alanında çadırda kalacaktık. Bu sırada Özgür ve Gökçe’yi gözlemlerim ve tırmanışa devam edip edemeyeceklerini orada karar veririm diye düşündüm. Daha sonra Esmanur ÇALIŞICI arkadaşımı arayıp tırmanışımıza davet ettim. Esma ile bir çok kez beraber faaliyet yapmıştık. Performansına ve tırmanış esnasındaki kararlarına güveniyordum. Üstüne bir de çok güzel fotoğraf ve video çekiyordu. Son olarak ise gruba TEDAK kulübü sporcusu Giresun’dan Cemre DEMİRÖZÜ davet ettim. Son zamanlar beraber faaliyet yapalım diye konuşuyorduk, nasip Kaçkar kışa imiş. Cemre’yi sosyal medyadan tanıyordum ve ortak arkadaşlarımız vardı. Geçmiş tırmanışlarına baktığımda onun ismi üzerinde de içim rahattı. Rize’den bir arkadaş daha katılacaktı tırmanışa fakat son anda dedesi vefat edince cenazesinden dolayı katılamadı. Dolayısıyla grubumuz ikisi kadın olmak üzere toplam 7 kişiden oluşuyordu.
Tırmanış tarihlerini hava durumundan emin olmak için son bir hafta kala netleştirdik. 20 Ocak Cuma sabahı saat 7 gibi Galer Düzü’nden yürümeye başlamaya karar verdik. Araçta yer olmadığından Murat, Mustafa ve Özgür bir gün önce Galer düzü’ne gidip orada bizi bekleyeceklerdi. Cuma günü Yalçın ŞAHİN abinin Yukarı Kavrun’daki yayla evinde kalıp Cumartesi günü oradan Mezovit’e hareket edip çadırımızı kurup istirahat etmeye karar verdik. Pazar günü zirve olacaktı. O gün zirve sonrası direk araca dönmeyi planladık. Çünkü KTÜ’de bütünleme haftası idi ve Mustafa’nın sınavı ve benim de sınav görevim vardı. Duruma göre kendini yorgun hisseden Pazar akşamı yine Yalçın abinin evinde kalıp pazartesi günü dağdan tamamen inerler diye konuştuk.
19 Ocak Perşembe günü Cemre ve Esma memleketlerinden Trabzon’a gelip benim evimde kaldılar. Öncesinde market alışverişlerimizi de yaptık. Gökçe’yi yoldan alacaktık. Diğerleri ise dolmuş ile Ayder’e kadar gidip oradan Galler Düzü’ne yürüyüp orada kapalı bir yerde yattılar.
20 Ocak Cuma günü sabah çok erken uyanıp araç ile yola koyulduk. Yoldan Gökçe’yi alıp hiç ara vermeden Çamlıhemşin Jandarma Karakolu’na 5:30 gibi vardık. Nöbetçi asker bizi görünce şaşırdı. Tırmanışımızdan bahsedip gerekli bilgileri ve planımızı ayrıntılı bir şekilde onlara anlattık. Daha sonra Çamlıhemşin merkeze geri gelip açık bulduğumuz bir fırından kahvaltı için pohaça aldık. Oradan hareket edip saat 7:30 gibi Galer Düzü’ne vardık. Aracımızla buraya kadar gelebildik. Çocuklar hala uyuyorlardı. Onları uyandırıp hazırlanmalarını beklerken bizde ayaküstü kahvaltımızı yaptık. Saat 08:30 gibi Galler Düzü’nden Yukarı Kavrun yaylası’na doğru yürümeye başladık. Saat 09:40 gibi Aşağı Kavrun yaylasına vardık. Burada bir mola verdik. Tempomuz iyiydi. Yüküm ağırdı ama emin adımlarla ilerliyordum. Çadır, mutfak malzemeleri, yiyecekler ve teknik malzemeler birleşince çantam dolmuş, taşmıştı. Daha büyük bir çantaya ve daha az yer kaplayan malzemeye ihtiyacım vardı. Neyse, yolumuza devam ederek saat 11:30 gibi Yalçın abinin evine ulaşabilmiştik. Son iki haftadır havalar güzel gidince paletli araçlar Yukarı Kavrun’a çıkmışlar. Bu sayede araç yolunda iz açılmıştı. Bu da bizim yürüyüşümüzü kolaylaştırmıştı. Hedik kullanmamıza gerek kalmadan, hiç batmadan rahat bir tempo ile gelebilmiştik. Hemen Yalçın abinin evini açıp yerleştik. Dere donmamıştı, su almamız kolaydı.


İlk gün her şey yolunda gidiyordu. Yol boyu en arkalardan gelmiştim. Başta kulübümün sporcuları olmak üzere herkesin sorumluluğunu üstümde hissettiğim için yürüyüşleri, duruşları dâhil her şeylerine dikkat ediyordum. Sadece Gökçe’nin ayakkabıları dikkatimi çekmişti. Bu faaliyeti çıkaracak düzeyde olduğunu düşünmüyordum. Sıkıntı olabilirdi. Gün içinde hava güneşli ve güzeldi ama bunun gece ayaz soğuğu vardı. Mezovit’te düşünürüm devamını dedim. Yemek yedik, muhabbet ettik, çay içtik. Sobanın başında güzel bir gün geçirdik.


21 Ocak Cumartesi günü nispeten geç kalkıp, geç hazırlanıp, geç kahvaltı yaptık. Yalçın abinin evinden çıkıp Mezovit’e doğru yürümeye başladığımızda saat 09:45’ti. Hava yine çok güzeldi. Güneşli ve rüzgârsızdı. Bu sefer önümüzde takip edeceğimiz iz olmadığından herkes hedik giymişti. İki saatlik bir yürüyüşün sonunda saat 11:45 gibi kapıya varabildik. Burada sırt çantalarımızı indirerek dinlenme molası verdik. Bir şeyler atıştırıp, çay içip, fotoğraf çekilip yolumuza devam ettik. Saat 14:30 gibi Mezovit kamp alanına varabildik. Hemen çadırımızı suya yakın bir yerde kurduk.


İki çadır kurduk. Murat, Mustafa Kemal ve Özgür bir çadırda kalırken kızlar, ben ve Cemre bir çadırda kalacaktık. Kar duvarı yapma gereksinimi duymadık. Hava çok güzeldi ve birkaç gün daha böyle gidecekti. Çadırı kurduktan sonra manzarayı yakalamışken bol bol fotoğraf çektik. Sonra akşam yemeği için çadırlara geçtik. Cemre ile ben, çocukların çadırına yemek için uğradık. Çocuklar döktürmüştü. 4 çeşit yemek yapmışlardı. Bol bol, tıka basa yemek yedik. O sırada hava kararmaya başladı. Kendi çadırımıza geçmeden çiçeğe gittim. Ayaklarım çok üşüdü. Bu durum beni çok rahatsız etti. Çadıra dönünce Gökçe ile ayakkabıları konusunda konuştum. Bu ayakkabılar ile çok büyük sıkıntı yaşayacağını, zirveye gelmemesi yönünde tavsiyemi ilettim. O ise gelmek istediğini, burada vazgeçmek istemediğini, kendini daha da zorlayabileceğini, ayakkabılarının farkında olduğunu söyledi. Benim içim rahat etmedi fakat bu kadar istekli olmasından dolayı da kararı ona bıraktım. Daha sonra uyumaya geçtik. Saat 2 gibi hareket etme kararı almıştık, dinlenmeye ihtiyacımız vardı.




Ayakkabılarımı poşetleyip çadır içine almıştım. Gece donmalarını istememiştim. Uyku tulumuma girip uyumaya çalıştığımda ayaklarımı, özellikle ayak parmaklarımı bir türlü ısıtamadığımı fark ettim. Çoraplarımı çıkarıp denedim ama ısınmıyorlardı ve buz gibi idiler. Altıparmak faaliyetinde özellikle sağ ayak başparmağım soğuktan katılaşmıştı. Ondan dolayı çekincem vardı. Ayaklarımı ısıtmaya çalışırken dalmışım, buz gibi ayaklar ile uyandım. Soğuk beni çok rahatsız ediyordu. Tekrar çorap giyip ısıtmaya çalıştım. Isınır gibi olurken uyuya kaldım tekrar. Ayaklarımı ısıtmaya başarmıştım. Bir çift çorap da koynuma koymuştum, gece yürüyüşe başlamadan önce sıcak giyerim diye.
22 Ocak Pazar günü gece saat 01:00 gibi uyanıp hazırlanmaya başladık. Hızlıca bir şeyler atıştırdık. Ayakkabılarımı giyeceğim zaman ayakkabılarımın buz gibi olduğunu fark ettim, ayaklarım çoraplarla sıcaktı, göğsümdeki çoraplarda sıcaktı, ayaklarımın dün gece ki gibi üşümesinden korktuğumdan iki çift çorap üst üste giyip ayakkabılarımı giydim. Gece 02:00 gibi hedikleri giyinmiş, emniyet kemerlerimizi kuşanmış olarak hareket etmeye hazırdık. 7 arkadaş Kaçkar zirve tırmanışına başlamıştık.
Saat 03:30 gibi Büyük buzulun altına ulaştık. Her şey yolunda gibi duruyordu ama bir sıkıntı vardı. Gökçe’nin durumunu yol boyu incelemiştim. Ayakkabıları zaten benim için mesele idi ve bize göre daha yavaş ilerliyordu. Tahmini faaliyetimiz 16 saat sürecek diye düşünüyordum (26 saat sürdü). Dolayısıyla şu an onu idare edebilsek bile gün içinde daha fazla problem yaşayacağımızın farkında idim. Gökçe ile bu durumu konuşup, buradan dönmesini istedim. Devam etme isteğine ve arzusuna saygı duysam da onun sorumluluğunu alacak ve onu idare edecek durumda kendimi görmedim. Dönmesini ısrarlı bir şekilde dillendirince, o da dönmeye karar verdi. Tek başına dönmesinde sıkıntı olacağını düşünmedim, çünkü ışığını takip edebiliyorduk ve çadıra geçince telsiz ile bize bildirecekti ki öyle de oldu. Büyük buzulun dibinde küçük bir ip birliğine girip direk devam etsek mi yoksa önce ben ilk dik yeri tırmanıp milleti yanıma mı çeksem diye düşündüm. Ben önden kısa bir rotaya girince buzulun tam anlamı ile kar ile örtülmediğini fark ettim. Buzun üstünde kar vardı ama kayabilirdik. O yüzden ben ilk girişi lider çıkıp sabit hat açmaya karar verdik. Hedikleri burada çıkartıp bıraktık ve kramponlarımızı giyip kazmalarımızı kuşandık. Tırmanmaya başlayıp biraz yükseldikten sonra ilk buz burgusunu buza yerleştirdim. Bunun için 20 cm civarı buzun üstünde kar kazımam gerekti. Yükseldikçe buzun üstündeki kar miktarı arttı ikinci buz burgusu için yaklaşık yarım metre kar kazıdım. Zaten üçüncüyü atınca güvenli bölgede hissettim ve arkadaşlarımın sırayla yanıma gelmesini söyledim. Sonuncu gelen de buz burgularını toplayıp geldi.

Buzulun üstüne çıkmıştık. Giriş problemini kolay çözmüştük. Şimdi buzul çatlağı problemi önümüzde duruyordu. Buzulun ortasından yukarıda idi. Önceden buzulu tırmanmıştım (Haziran ayı) ama kardan dolayı buzul çatlağı kapandığından görmemiştim, yanından geçip gitmiştim. Yerini tam kestiremiyordum. Raporları okumuştum, fotoğraflarını görmüştüm. Önceden kış tırmanış yapanlar ile konuşmuş, çatlak hakkında bilgi edinmiştim. Ortadan bir geçiş olmak ile birlikte köprünün güvenli olmadığını söylemişlerdi. Sol taraftan kayanın dibinde güvenli olarak geçilebileceğini okumuştum ve geçenlerden dinlemiştim. Üçer kişilik iki farklı ip birliği yaptık. İlk ip birliğinde ben önde Murat ortada Cemre arkada idi. İkinci ip birliğinde Esma, Kemal ve Özgür birlikte idi. Buzulda yükseldikçe ayak parmaklarımın üşüdüklerini fark ettim ama normaldir diye düşündüm. Buzulun ortasını geçtiğimizde çatlağı görmeye başladık. Daha doğrusu karanlıkta buz kısmı parlıyordu. Net gözükmüyordu. Bu sene henüz kar çok yağmamıştı, çatlak kapanmamıştı. Buzulu tam ortadan bizim istikametimize göre dik olarak kesiyordu. Cemre ortadan geçelim teklifinde bulundu ama ben gece karanlığında içine düşmekten çekindiğim için en soldan dikkatli bir şekilde geçmeyi karar verdim. En derin kısmı da sol tarafta idi. Bir de gece karanlığında karın beyaz rengi rotamızda bazen bizi yanıltıyordu. Baktığımızda düz olarak gördüğümüz bir rotada önümüzde çıkıntılar çıkıyordu, üstünden geçiyorduk. Bunları tabii zirveden dönüşte gündüz gözü ile gece yürüdüğümüz rotayı görünce daha iyi kavradık. Neyse artık çatlağa gelmiştik. En sıkıntılı kısmı dikkatli bir şekilde sırayla geçtik. Bir kişi ilerlerken diğer iki kişi kazmaları ile sağlam durup düşmeye karşı onun emniyetini alıyordu. O gece karanlığında buzul çatlağının hemen yanından geçmek korkutucu idi. Ama çok şükür kazasız belasız olarak geçip durmadan yola devam ettik.



Buzulun sonuna yaklaşırken gün doğmaya ve hava aydınlanmaya başladı. Manzara çok güzeldi. Buzulun çıkışında güneşin doğuşunu yakalamak istiyorduk ama yetişemeyecektik. Buzulun son kısımda iz açmaktan çok yorulmuştum. Cemre’nin öne geçmesini istedim o da hemen geçti ve devam ettik. Saat 08:05 gibi buzuldan çıkmıştık. Buzuldan çıktığımızda hava aydınlanmıştı, güneş güney tarafa vuruyordu. İp birliğinden çıktık. İhtiyaç molası verdik. Hemen tuvalete gittim, dün yediğimiz o kadar yemek bu sabah geri çıkmak istemişti. Kimseyi umursamadan bir kayanın dibinde rahatladım. Küçük veya büyük fark etmiyor, tuvaletini tutmak çok yorucu oluyor. Tüm dengenizi altüst edebiliyor. Rahatlamıştım. Ama ellerim ve ayaklarım üşüyordu. Doğru düzgün fotoğraf çekemedim ellerim üşüdüğünden.

08:25 gibi Kaçkar’ın güneyinden yolumuza devam ettik. Önce dik bir yeri aşağı inip sola döndük. Aşağı inmesi kolaydı ama geri çıkarken dönüşte çile çekeceğimizi konuşup gülüştük. Sola döndükten sonra çapraz bir şekilde yükselmeye başladık. Küçük bir çığın düştüğü yerden tek tek geçtik. Her şey yolunda gidiyordu. Güneş doğduğundan ısınmıştık. Karın durumu da yürümek için çok iyiydi. Kramponları çıkarmamıştık. Sadece ip birliğinden çıkmıştık. Saat 10’dan sonra karda batmaya başladık. Artık ilerlememiz yavaşlamıştı. Saat 11 gibi çok yavaş ilerliyorduk ve yer yer dizimize kadar batarak ilerliyorduk. Çok sıkıntılı idi. Zirvenin hemen altında olduğumuzu tahmin ediyorduk.




Saat 11:30’u dönmüştü. Beni bir telaş almaya başladı. Zirveyi kesin yapardık ama dönüşümüz karanlığa kalacaktı. Buzul çatlağını gece karanlığında geçmek istemiyordum. Yarın sınavlarımıza yetişemeyeceğimizi de ön gördüm. Artık bunu düşünmekten de vazgeçtim, acele edip hata yapmak istemiyordum. Ama çatlak içime büyük dert oldu. KTÜDAKS’lılar (Mustafa Kemal, Özgür ve Murat) önde idi, biz hemen arkalarında idik. Ben bir kayanın üstünden düşüncelerimi sesli dillendirdim. Daha tecrübeli olan Cemre, Esma ve ben dönme kararının yerinde olduğunu konuştuk. Çocuklar ise buraya kadar geldiğimizi, az kaldığını ve önden iz açıp zirveye çıkmamız gerektiğini söylediler. Gerçekten de öyle oldu, gruba bir hareketlenme geldi. Çocuklar önden iz açıp zirveye ilk çıktılar. Biz de bir 5 dakika sonra onların arkasından saat 12:25’te Kaçkar zirvede idik. Çok mutlu idik. Birbirimize sarılıp, birbirimizi tebrik ettik. Hava berrak ve rüzgarsızdı. Bol bol fotoğraf çekildik. Etrafın da videosunu çektim. Rusya’nın en yüksek dağı olan Elbrus dağı (5642 m.) gözüküyordu. Videosunu çekerek kayıt altına aldım.




Bir saatten fazla zirvede oyalandık ve saat 13:45’te dönüşe geçtik. Ben en arkadan geliyordum. Hemen aşağıda bizimkilerin popoların üstünde aşağı doğru kaydıklarını gördüm. Önce yapmamaları konusunda uyardım ama oraya gelince ben de onlara katıldım. Güneyde yan geçerken bir yerde düştüm. Kar yumuşak olunca ilk düştüğüm anda dururum düşündüm ama hemen hızlanmaya başladım. Bir anda hızlandım, şaşırdım hatta nasıl hızlandım diye. Kazmamı saplayıp üstüne yattım ve kazmamın ucu bir küçük kaya parçasına takılarak durdum. Bana iyi bir ders oldu, küçümsemem lazımdı düşmeyi. Neyse bir sıkıntı olmadan atlattım.

Saat 15:30 gibi buzulun başına geldik. Buzulun inişte ilk kısmı, çıkarken son kısmı, biraz dik. Yukarıdan bakınca tehlikeli ve korkutucu gözüküyordu. İp açtık ve iniş yapmaya başladık. Beklerken, hareketsiz kaldığımızdan üşümeye başladım. İlk inenler de buzul da üşüyorlardı. Ben en son inecektim ama beklemekten sıkıldım, ipe girmeden inmeye kara verdim. Kendim sonuncu ineni beklemeden dikkatlice indim. Son kişi de indikten sonra tekrar ip birliğine girip aynı kişiler girip hızlıca buzuldan aşağı inmeye başladık.

Daha hava aydınlıktı. Çatlağı yukarıdan rahat görebiliyorduk. Aşağı inerken nasıl geçeceğimizi konuşmaya başladık. Ben yukarı geldiğimiz izden inmek istedim, Cemre direk ortadan geçelim diye ısrarcı oldu. Ortasında yol gözüküyordu ama altının boş olacağından çekiniyordum. Emniyetli bir şekilde ortadan geçmeye karar verdik. İlk Cemre geçecekti, ben emniyetini alacaktım. Çatlağa yaklaştıkça aslında korktuğumuz kadar olmadığını fark ettik. Saat 17’ye yaklaşırken düşündüğümüzden çok rahat bir şekilde çatlağı geçtik. Diğerlerine seslenip, hiç emniyet almadan direk hızlıca gelmelerini söyledik. Çatlağı da geçtikten sonra buzuldan aşağı hızlıca devam ettik. Gün batmak üzere idi. Dağlara son gün ışıklarının vurması ile oluşan olağanüstü, göz alıcı manzarayı izleyerek iniyorduk. Tehlikeli kısımları atlatmıştık. Buzulun aşağıdan yukarı ilk girişini de çok rahat geçtik.



Büyük buzuldan çıkmıştık. Hedikleri bıraktığımız yere varmıştık. Saat 17:15 civarı idi. Artık günün son ışıkları dağların zirvelerine vuruyordu. Hemen üstümüzdeki tüm teknik malzemeleri çıkarıp çantamıza koyduk. Kramponlarımı çıkartmaya çok zorlandım, Mustafa Kemal açabildi ancak. Hava kararmaya başladığından daha hızlı olmaya çalıştık. En arkadan Özgür ve Mustafa Kemal ile birlikte çadıra doğru hızlıca yürümeye başladık. O sırada Mustafa Kemal ayaklarının çok üşüdüğünü söyledi. Ben de benimkilerinin üşüdüğünü kışın bunun normal olduğunu söyledim. Daha başıma gelecek olandan haberim yoktu.



Çadırlara biz ulaştığımızda saat 18:30 idi. Hava kararmıştı. Gökçe bizim buzuldan aşağı geldiğimizi görmüş, sağ olsun, sıcak çorba ve yemek hazırlamıştı. Çadırlara girmeden hızlıca ayaküstü çorba içip, bir şeyler yedik. Bir yandan da çantalarımızı toplamaya başladık. Ben çadıra ulaştığımızda soğuktan bir şey yapamayacağımı düşünmüştüm, ama iyiydim. Önden Gökçe’yi Kavrun yaylasına doğru ilk gönderdim. Cemre ve Esma’da çantalarını hazırlayıp onlar da yaylaya doğru hareket ettiler. Biz kalanlar çadırları toplayıp çantalarımızı yüklenip yola çıktık. Özgür’ün hediği kaliteli değildi. Sürekli ayağından çıkıyordu. Onu beklemek için geride kaldım. İkimiz en arkadan diğerlerini takip ediyorduk. Zaten ilk üçü nispeten erken ayrılmışlardı, Murat ile de Mustafa Kemal’inde ışıkları bir süre sonra kayboldu. Biz Özgür ile gece karanlığında başa baş kalmıştık.
Gece karanlığında ilerlerken ileri geri giden bir ışık gördüm. Birisinin yolu kaybetme ihtimali yoktu, iz tekti ve açık bir şekilde belli idi. Merak etmiştim. Yanına gidince Gökçe’nin olduğunu fark ettik. Kapıyı arıyordu. Kapıyı geçtiğini düşünmüş. Kapıdaki taş yığınından taş almak istiyordu. Kendi mesleği ve hobisi dolayısıyla taşlara ilgisi vardı. Neyse onu da yanımıza alıp devam ettik. Kapıya biraz daha vardı. Kapıya geldiğimizde Gökçe taş seçerken biz de biraz dinlendik. Gökçe taşlarını yüklendikten sonra yayla evine doğru hareket ettik. Kapı ile yayla arası bir türlü bitmek bilmiyordu. Yorulmuştum. Evde çok oyalanmak istemiyordum, sobayı yaktıklarından emindim. Biraz ısınıp, su içip bir şeyler atıştırıp devam ederiz diye kafamdan geçiriyordum.
Saat 22:30 gibi yayla evine varabildik. Diğerleri bizden çok önce gelmişler, sobayı yakmışlar, uyumaya geçmişlerdi. Önce su içip bir şeyler atıştırdık.
Ayaklarım su içinde idi, ayakkabım su geçirdi diye düşünüyordum. Sonra evde yaptığım incelemede ayakkabımın su geçirmediğini, ayaklarımın gün içinde terlediğinden bu kadar ıslak olduğuna karar verdim. Fakat ayaklarım sıcaktı da, o yüzden ayakkabılarımı çıkartma konusunda kararsızlık yaşadım. Sonra bir çıkartayım çoraplarımın suyunu sıkıp, biraz kurutup devam edeyim dedim. Ayakkabılarımı ve çoraplarımı çıkarttığımda beni bir sürpriz karşıladı. Her iki ayak başparmaklarımın ilk boğumun üstleri ve tüm ayak parmaklarımın uçları mosmordu ve buz gibi idiler. Donduklarını anladım. Üşümüyorlardı, çünkü artık hissizleşmişlerdi. Ayaklarımı kuruladım, Özgür bana temiz kuru çorap verdi onları giyindim.
Saat 01:30 gibi çantalarımızı yüklenmiş yola girmeye hazırdık. Mustafa Kemal, Murat, Gökçe ve ben Galer Düzü’ne inecektik. Saat 04:00 gibi de ulaştık. Bir gece önce 01:00’de uyanmış, 02:00’de yürümeye başlamış, ancak 26 saat sonra arabaya varmıştık. Uykusuzduk, doğru düzgün bir şey yememiştik. Gücümüzden dolayı kendimizi takdir etmekle beraber, bir daha bunu yapmamalıyım. Galer ile Çamlıhemşin arasında aracı ben kullandım ama gözüm açık rüya görüyordum. Arabayı Murat aldı, o benden daha dinçti.
Saat 07:00 gibi herkesi bıraktıktan sonra ayak parmaklarım için Murat beni Trabzon’da hastaneye getirdi. Donma olayını öncesi ve sonrası ile birlikte örnek olması için kendi hatalarım ve eksikliklerim ile yazıp paylaşacağım. Daha sonra ben sınav görevime çocuklar bütünleme sınavlarına gittiler. Allahtan Mustafa Kemal o sınavı geçti de o kadar yürümemiz bir işe yaradı. Teknik açıdan düşündüğümden kolay ama zaman kısıtlamasından dolayı çok efor sarf ettiğimiz için zorlu bir faaliyet oldu. Bir daha 26 saatlik bir faaliyetim olmaz umarım. Benle birlikte faaliyete katılan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
