Verçenik Kış Tırmanışı (20 – 23 Şubat 2024)

Verçenik Kış Tırmanışı20 – 23 Şubat 2024
KatılımcılarFatih YILMAZ (KTÜDAKS – 0554 393 0599), Mustafa Kemal KARABULUT  (KTÜDAKS), Cemre DEMİRÖZ (TEDAK)
Kullanılan Teknik Malzemeler2 Çift Teknik Kazma, 1 Adet Yürüyüş Kazması, Krampon, Emniyet Kemeri, Kask, 2 Adet 60 m. Yarım İp, 2 Adet Kar Kazığı (kullanılmadı), 8 Adet Friend (3 tanesi kullanıldı), 1 Set Stopper (2 tanesi kullanıldı), 3 Adet Buz Vidası (kullanılmadı), 4 Adet Universal Sikke (2 tanesi kullanıldı) Ekspres (5 adet), Yeteri Kadar Karabina, Yeteri Kadar Yardımcı İp, Yeteri Kadar Perlon, İniş Aleti, 3 Adet Makara, 2 Adet Çığ Arama-Verici,
Faaliyet Süresi20 Şubat: 03.00 – 07.30   : Trabzon – Çat Vadisi 07.50 – 09.35   : Çat Vadisi – Çiçekli Yaylası Yol Ayrımı 10.00  – 12.35   : Çiçekli Yol Ayrımı – Orta Yayla 13.45 – 14.15   : Orta Yayla – 1. Kamp Yeri   21 Şubat: 07.10 – 10.40   : 1. Kamp Yeri – Verçenik Yaylası 12.15 – 15.35   : Verçenik Yaylası – Kapılı Göller Kamp Yeri   22 Şubat: 05.10 – 09.45   : Kamp Yeri – V çentik 09.45 – 10.15   : V Çentik – Bacanın Girişi 10.30 – 16.00   : Bacanın Girişi – Verçenik Zirve 06.15 – 20.40   : Verçenik Zirve – Çadır   23 Şubat:   09.00 – 19.00   : Kapılı Göller – Çat Vadisi  
Hava DurumuZirve günü harici hava güneşli ve rüzgârsızdı. Geceleri soğuk olmakla birlikte gün içinde soğuk hafif hissediliyordu. Zirve günü arada kısa süreliğine güneş açar gibi olsa da genelde sisli, kar yağışlı, bulutlu idi. Hafif bir rüzgâr vardı, rahatsız etmiyordu.   
Kar DurumuÇat vadisinden yukarı çıktıkça kar miktarı artmaya başladı. Verçenik yaylasına yaklaşana kadar sert kar üzerinde kaymadan ve batmadan yüreyebiliyorduk. Verçenik yaylasına yaklaştığımız noktadan Kapılı Göllere kadar yer yer dizimize kadar batsak da genelde kar yürümemize engel olmuyordu. Zirve günü bacanın altına gelene kadar çizme boyu ile diz boyu arasında değişen miktarda sürekli bata çıka ilerleyebildik. Bacada yumuşak kar vardı ve baca boyunca ki kar ne emniyet almak için teknik malzeme, ne de teknik kazmalar kullanmaya uygun değildi.
TehlikelerEn büyük tehlike çığ tehlikesiydi. 10 tanesinden fazlası yolu tamamen kapatacak kadar büyük çığlar olmak üzere 23 farklı düşmüş çığ kalıntısı görüp çoğunun üzerinden geçmek zorunda kaldık. Yol boyunca her 10 dakikada bir düşmüş çığ görüyorduk. Diğer tehlike bacayı tırmanmanın kendisi idi. Teknik malzeme atacak çatlak bulmak, emniyet almak, bir yerden ellerinizle de kazmalarınızla da kramponlarınızla da tutunmak zor olmak ile birlikte boşluk hissinin getirdiği düşme korkusu, soğuk ile birleşince bacayı tırmanmak çok zordu (En azından benim için böyleydi).
TavsiyelerÇığların düşme riskinin en az olduğu dönemde gidilmeli. En fazla 3 kişi gidilmeli, çünkü bacada bekleyenlerin hipotermiye girme ihtimali var.Bacayı tırmanacak kişinin kesinlikle soğukta tırmanmış olma tecrübesi ve tırmanış yetenekleri üstün olmalı. 
Rotahttps://tr.wikiloc.com/yuruyus-rotalari/vercenik-kis-tirmanisi-162138096
Image
Kamp alanından zirveye gidip döndüğümüz rota…

VERÇENİK KIŞ TIRMANIŞ MACERASI

Verçenik Kış Tırmanışı çokları gibi benim de hayalimi süsleyen bir faaliyetti. Verçenik dağı, dağcılık faaliyetlerine başladığımdan beri ismini ilk ve sık sık duyduğum dağların başında geliyordu. Kış dağcılık eğitimi aldıktan sonra muhabbetlerimde sürekli Verçenik kış tırmanış fikri geçmeye başladı.

Verçenik kış tırmanışı ile alakalı ilk bilgilerim önceden yapılmadığına dairdi. Kişi, çevresindekilerin bir dağı tırmanmadığını öğrenince veya o dağın tırmanışı ile alakalı bir kayıt bulamayınca sanki o dağa hiç çıkılmamış gibi düşünüyor. Hâlbuki dağcılık bizle başlamadı, bizle de bitmeyecek, bizim başarılarımız ile de zirve yapmayacak.

İlk kez Verçenik ile 2020 yılının Ağustos ayında tanıştım. KDRK’nın rehberliğinde kalabalık bir grup ile çıkmıştım. Zirve defterine ‘Bu zirve benim 4. Zirvem fakat en zoru idi. “Tırmanmak” kelimesinin anlamını tam olarak yaşadım.’ diye yazmışım. Bu sefer zirve defterine yazamadım ama eğer yazabilse idim aynısını yazardım, sadece “Tırmanmak” yerine “Kış Tırmanışı” yazardım.

2020 yılındaki tırmanışım tam içime sinmemişti, çünkü bir grubun peşine takılıp çıkmıştım. Kendi planım değildi. Bir yıl sonra 2021 yılının yazında Abdurrahman ALTUNTAŞ arkadaşımla kendimiz planlayarak hayatımın en eğlenceli tırmanışı diyebileceğim bir tırmanış yapmıştık. Artık ‘yazını çıkmadığın dağın kışına tırmanma’ kuralını tamamlamıştım. Artık sırada kışı vardı.

Kaçkarlarda Verçenik kışa gitmeden önce kışı daha iyi tanımam gerektiğini biliyordum. İlk Verçenik kış ile kış tırmanışlarına başlamam gerektiğini sezinliyordum. 2021 yılında Kemerli Kaçkar Kış denemesi, 2022 yılında Büyük Kaçkar Kış denemesi yapmıştım. 2023 yılında ise başarılı bir şekilde Altıparmak ve Büyük Kaçkar zirvelerine kışın tırmanabilmiştim. Bunları Verçenik kış tırmanışına hazırlık olsun diye yapmamıştım, hepsini dağcılık kariyerimin birer basamağı olarak görüyorum. Sırada Verçenik kış tırmanışı basamağı vardı, onu da geçmeliydim. 2024 yılına yaklaşırken artık kendimi hazır hissediyordum, bu kışta önceliğim Verçenik Kış tırmanışı idi.

2023 yılının Kasım ayında Metin ÇOLAK abinin ‘Fatih, sen ve ben bir de Yılmaz SEFEROĞLU Verçenik Kış tırmanışına gidiyoruz’ cümlesi ile Verçenik kış planımı ciddi bir şekilde gündemime aldım. İlk tartışmalarımız kaç kişi olacağımız ve bunların kim olacağı idi. Altıparmak ve Kaçkar’a beraber çıktığım arkadaşlar benim önceliğimdi. Çünkü birbirimiz çok iyi tanıyor ve dağda çok uyumlu ilerliyorduk. Kişi sayısını tartışırken ben hep önceliği kamp alanına ulaşıma veriyordum. Çünkü üç gün kamp yükü ile karda iz açacağız diye planlıyor, 6 kişi (2 çadır) olursak rahat ederiz diye düşünüyordum. Kişileri konuşurken hep 6 kişi üzerinden konuşuyordum. Sürekli isimler değişiyordu. İkinci konu başlığı ise çığ tehlikesi idi. Verçenik ana kampına çıkarken çok fazla çığ kulvarı vardı. Haritalar üzerinden yürüyeceğimiz rotayı ayrıntılı olarak inceleyip olası çığ rotaları hakkında yorum yapıyorduk. Kar durumu için sürekli hava durumunu takip ediyordum. Akşam yatmadan en son, sabah kalktığımda ilk işim hava durumuna bakmaktı. Diğer bir konu başlığı ise de V çentik dediğimiz yerde yan geçişi nasıl yapacağımız ve bacayı nasıl çıkacağımızdı. Lider olarak bacaya girmek istiyordum ama bu zevki arkadaşlarım ile de paylaşabilirdim. Baca kısmını aslında çok dert etmiyordum, oraya kadar gelmişken onu başaracağımızı düşünüyordum. Bu düşüncemde hatalı idim. Verçenik bana çok güzel dersler verecekti, henüz bilmiyordum.

Verçenik dağının zirvesine Türk ekipleri bizden önce 3 kez ulaşmışlar. İlki 1985 yılında, ikincisi 1998 yılında, sonuncusu ise 2009 yılında gerçekleşmişti. Bunların dışında çeşitli tarihlerde kış zirve denemeleri olmuş, Nisan veya Kasım aylarında zirvesine ulaşılabilmiş. İşte ben bu bahsettiğim tırmanışlara katılmış dağcı büyüklerime ulaşıp yukarıda bahsettiğim konular hakkında onlarında görüşlerini almak ve tecrübelerini dinlemek istedim. Bu süreçte iki kez Verçenik kışı denemiş, Nisan sonunda zirve yapmış Samet YAZICI arkadaşım, Verçenik dağının zirvesine kışın ulaşabilen Yıldırım SEÇMEN (1998 yılında) hocam ile Burak KURAL (2009 yılında) ve Ercan ATAMAN (2009 yılında) hocalarım ile konuştum. Hepsinin ortak fikri bacayı çıkmanın zor olduğu en fazla üç kişi gidilmesi gerektiği idi. Artık ben de o görüşteyim. Çığ konusunda hepsi de çok dikkat etmem gerektiğini söylediler. Ayrıca, Burak KURAL hocam 2009 kış çıkışının raporunu benle paylaşıp, tırmanışları hakkında bilgi edinmemi sağladı. Bunların dışında Verçenik köyünün muhtarı Bekir abiyi de arayıp yol durumunu ve kar durumunu sürekli soruyordum.

İlk planımız 21 Aralık tarihini geçtikten sonra ilk hava güzel gittiği günlerde tırmanışa başlamaktı. 21 Aralığa gelmeden güzel bir kar yağmıştı. Daha sonra bir süre güzel güneşli bir hava yaptı. 25-26 Aralık hafta sonu için ilk planlamamızı yaptık. Hatta o tarihlerden önce Bekir abi yolun Çiçekli yaylası yol ayrımına kadar açık olduğunu söylemişti ki bu bizim yürüyüşümüzü 6 km kısalacak anlamına geliyordu. Fakat o hafta sonu güzel bir kar yağdı ve plan iptal oldu. Yılbaşında tekrar hava çok güzel gösteriyordu. Aslında benim gidesim vardı ama çığ riski yüzünden çok yoğun gitmemem üzerine baskı yapıldı. Ben de vazgeçtim ama bu güzel havaları kaçıramazdım. O güzel havaları başarılı bir şekilde Süphan Kış zirvesi yaparak değerlendirdim. Daha sonra hava yine bozdu, planlar da askıya alındı. Sürekli bir kar yağışı durumu vardı. En fazla arada peş peşe 2 gün güneş gösteriyordu. Ocak ayı bu şekilde geçti. Bu sene çok kar yağışı olduğundan Verçenik kış tırmanışının seneye kaldığı konuşulmaya başlandı. Şubat ayı gelince arada güzel bir hava bulup Erciyes Kış tırmanışı yaptım. Fakat aklım hep Verçenik’te idi. Şubat’ın ilk haftaları bir ara çok kar yağdı ve sosyal medyaya Rize’de gerçekleşen çığların videoları düşmeye başladı. AFAD sürekli çığ uyarısı veriyordu. Daha sonra hava uzun bir süre güneşli olacak bir sürece girdi. 12-16 Şubat arası da hava güneşli idi ama daha yeni kar yağmıştı çığların bu güzel havalarda düşeceğini öngörüyordum. Sonraki hafta sonu çok az bir kar yağışı gözüküyordu ve 19 Şubat pazartesi itibari ile yine güneşli günler geri geliyordu. 22 Şubat Perşembe ve 23 Şubat Cuma günleri hava parçalı bulutlu gözüküyordu sonra yeniden güneşli oluyordu. Önceki tecrübelerime dayanarak 12-16 Şubat arası çığların düştüğünü düşünüyordum. Hava durumu bir açıklık gösterdiğine inanıyordum ve bu fırsatı değerlendirmeli idim. Hemen arkadaşlarımla fikrimi istişare etmeye başladım. Yıldırım SEÇMEN abinin bu tarihlerde Kaçkar güneyinde tur kayağı yaptığını biliyordum. Onu arayıp planımdan bahsedip kar durumunu sordum. Güneyde çok rahat tur kayağı yaptıklarını, çığ tehlikesinin olmadığını, fakat bizim tırmanacağımız kuzey yüzünün biraz daha sıcak olduğunu daha dikkatli olmamız gerektiğini ama çığ tehlikesinden korkmamam gerektiğini söyledi. Bacada taze kar olduğunu tahmin ettiğini, karı elle temizlemek zorunda kalabileceğimi dolayısıyla sağlam eldiven getirmem gerektiğini ekledi. Samet YAZICI arkadaşım da çığ tehlikesinin her zaman olduğunu ama şu hava şartlarında eğer Verçenik kış zirvesi yapılmak isteniyorsa bunun alınabilecek bir risk olduğunu söyledi ki ben de aynısını düşünüyordum. Metin ÇOLAK abim ile Emin Ali KALCIOĞLU hocam çığ konusunda beni uyarıp dikkat etmem gerektiğini söylediler. Ben de en ufak bir çığ riski gördüğümde geri döneceğim konusunda onlara söz verdim.

Metin ÇOLAK abim ile Yılmaz SEFEROĞLU abim tırmanışa katılamayacaktı. İlk aklıma gelen kendi kulübüm ile gitmek idi. Fakat zirveye kış eğitimi ve tecrübesi olmayanları getiremezdim. Kulübümden Mustafa Kemal KARABULUT arkadaşım teklifi kabul etti. Mustafa Kemal ile Kaçkar Kış, Kemerli Kaçkar yaz, Kazbek yaz tırmanışlarında beraberdik ve çok iyi bir faaliyet arkadaşı idi.  Diğer kış tecrübesi olan kulüpten arkadaşlarım farklı sebeplerden dolayı tırmanışına katılamayacaklarını söylediler. Daha sonra Cemre DEMİRÖZ arkadaşımı aradım, hemen kabul etti. Onunla da Kaçkar Kış ve Ağrı Yaz tırmanışları yapmıştık. Üçümüzden oluşan bu ekip gayet içime sinmişti. Ekibimiz netleşmişti artık. Biz üç kişi idik. Kulüpten kış tırmanış tecrübesi olmayan arkadaşları ana kampa getirmek fikri aklımdan geçti. Hem yük taşımada faydaları olurdu, hem iz açmada, hem de olası kaza durumunda ana kampta birilerinin olması iyi olurdu. Fakat yol boyunca çığ tehlikesinden çok çekiniyordum. Onların sorumluluğunu almak istemedim. Teklif etsem geleceklerine emindim ama benim zirve isteğim ve arzum içim onları tehlikeye atamazdım. Üç kişi gidecektik ve diğerlerinin benim eksik kaldığım yerleri tamamlayacaklarını, kararları ortak verebileceğimizi biliyordum. Hepimizin kış tecrübesi ve kaya tırmanış tecrübesi vardı. Yük taşıma ve uzun yürüyüşlerin altından kalkabilirdik. Güçlü ve istekli idik.

            Tek çadır taşıyacaktık, yaylalarda ev bulabilirsek orada kalacaktık. Yiyecek alışverişini bir gün önceden hallettik. Kamp malzemelerimize de ortak karar verdik. Teknik malzeme olarak herkes kask, emniyet kemeri, krampon alacaktı. Ben ve Cemre’de birer çift teknik kazma, Mustafa Kemal’de ise yürüyüş kazması vardı. Bunların dışında iki yarım ip,  iki tane kar kazığı, 5 tane universal sikke, birer set friend ve stoper, 4 tane ekspress, 3 tane buz vidası (hiç kullanılmadı), her birimize birer makara, yeteri kadar karabina, perlon ve yardımcı ip yanımıza aldık. Miks tırmanacağımızı öngörüyorduk ona göre hazırlık yaptık. Karda batmamak ve yürüyüşümüzü kolaylaştırması için hediklerimizi de aldık. Hepimizde çığ için kürek ve çığ sondası vardı. Çığ sinyal cihazımız sadece iki tane vardı. İkimiz kullanabilecektik. Bu konu hatta bizim için yoruma açık bir problem konusu oluşturdu. Üç kişinin katıldığı bir faaliyette iki tane çığ sinyal cihazı var ise en etkili ve güvenli bir şekilde bu cihazları nasıl kullanılır? Ayrıca hepimiz birer telsiz almıştık. Amatör telsizci olan Muhammet GEDİAĞAÇ abim de bize Ordu Karagöl dağında bulunan rölenin frekansını vermişti. Yukarıda başımıza bir şey gelirse başarabildiğimiz noktada amatör telsizci arkadaşlara ulaşabilmek istiyorduk.

            Tarih artık netti. 20 Şubat sabahı çok erken yola koyulacaktık. 19 Şubat pazartesi günü yiyecek alışverişimizi yapıp son hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra 20 Şubat saat 03:00’te Trabzon’dan ayrılarak faaliyete başlamaya karar verdik.

            Pazartesi akşamı her şeyimi hazırlayıp yattım. İçimden hiç dağa gidesim gelmiyordu. Faaliyeti planlarken çok heyecanlı oluyorum, faaliyet esnasında da çok istekli oluyorum ama şu ilk evden ayrılırken hiç yatağımdan kalkasım gelmiyor. Bu faaliyetin artı bir tedirginliği de vardı. Harita üzerinde, arkadaşlarla sohbetlerde hep kötü olasılıkları konuşmuştuk. Dolayısıyla korkuyordum. Fakat biliyordum ki arabadan inip çantamı yüklenip yürümeye başladığımda bu korkum kalmayacak. Kafamda büyüttüğüm kadar zor olmayacak. Gerçekten o kadar zor olacak mıydı yoksa?

            Salı günü saat 02.32’de uyandım. Çantamı alıp evden çıktım. Faaliyet başlamıştı artık. İlk Cemre’yi aldım, daha sonra Mustafa Kemal’i. Hiç mola vermeden direkt Çamlıhemşin Karakolu’na gittik. Kişisel bilgilerimizi verip, faaliyet planımız hakkında onları bilgilendirdik. Bölgeden Hüseyin ŞAHİN abime de faaliyet planımızın ses kaydını attım. Cumartesi akşamı Çamlıhemşin’de olmayı planlıyorduk. Pazar günü sabahına kadar bizden haber gelmezse bize bir şey olmuştu anlamına geliyordu. Jandarma ile işimiz bitince Çamlıhemşin’de daha yeni açılmış bir pastanede kahvaltı yaptık. Muhabbet güzeldi keyfimiz yerinde idi.             Saat 07.30 gibi Çat vadisine geldik. Hemen girişe büyük bir çığ düşmüş, daha sonra yolu açmışlardı. Etrafta birkaç evin dumanı tütüyordu. Sabah erken saat olduğundan dışarılarda kimse yoktu. Araçla gidebildiğimiz yere kadar yukarı gidelim dedik ama Elevit yaylasına ayrılan köprüyü Verçenik yaylasına doğru hemen geçtikten sonra yola kocaman kaya düşüp yolun kapattığını fark ettik. Arabayı hemen o köprünün biraz aşağısında yolun kenarına park edip, son kontrolleri yapıp çantalarımızı yüklendik.

Image 1
Çat Vadisi’nden yürümeye başlamadan hemen önce …

Saat 07.51’de Çat vadisinden Orta Yayla ’ya doğru yürümeye başladık. Korkum gitmişti. Rahattım. Çat vadisinden itibaren telefon çekmemeye başlamıştı. Artık dışarı ile iletişimimiz yoktu. İlk 1. km’de kar bile yoktu yolda. Araç yolunu takip ediyorduk. Bir süre sonra yolda kar biriktirdiğini görmeye başladık. Fakat önceden araç geçmiş, izi üzerinden rahat rahat yürüyorduk. Fazla gitmedik ki sağdan soldan çığların düşmüş olduğunu gördük. Yolu kapatmamışlardı, büyük çığ değillerdi. Ama hepsi yumru yumru gibiydiler. Sanki heyelan olmuş kayalıklar dökülmüş gibi. İrili ufaklı kartoplarından oluşmuşlardı. 4. Gördüğüm çığdan sonra Wikiloc kaydıma hepsini eklemeye başladım. Sürekli çığlar görüyorduk yolda. Saat 09.00 gelirken de bir heyelan gördük. Yolu kapatmıştı. Üstünden geçtik. Araç izinin üstüne düşmüşlerdi ve çığların üstüne de kar yağmıştı. Sonraki çığlar da böyle idi. Bazıları daha eski düşmekle birlikte birçoğu tahmin ettiğim gibi geçen hafta düşmüştü. Bir süre sonra yolu kapatan çığlar da görmeye başladık. Çiçekli yol ayrımına kadar 10 tane çığ saydık.

Saat 09.35 gibi Çiçekli yol ayrımına geldiğimizde asıl çığın oraya düşmüş olduğunu gördük. Açık ara ile en büyüğü buydu. Tamamen yolu kapatmıştı. Buraya geldiğimizde güneşte bize vurmaya başlamıştı. Hiç karda batmadan rahat yürümüştük. Çığların düştüğünü gördükçe de içimiz rahat etmişti. Bu büyük çığın üstünden geçip güvenli bir sırtta mola verdik. Her şey yolunda gidiyordu. Sabah kahvaltı yaptığımız yerden aldığımız poğaçaları güneşin tadını çıkararak yedik. Saat 10.00’a gelirken çantalarımızı tekrar yüklenerek yola koyulduk.

Image 2
Çiçekli yol ayrımına düşen çığdan kalanlar…

Mola yerimizden çok ayrılmamıştık ki yine bir çığ kalıntısı ile karşılaştık. Buradan sonra bir 10 dakika daha ilerlemiştik ki başka bir düşen çığın kalıntıları karşımıza çıktı. Bu kalıntılar, Çiçekli yaylası yol ayrımına gelene kadar gördüklerimizden büyüktüler. Orta yaylaya kadar da böyle devam etti. 10 tane çığ saydık ki bunların çoğu yolu kapatmışlardı. Düşen çığların üstünden geçerken hepsini fotoğrafladım. Yerlerini de Wikiloc’a kaydettim. Karşı yamaçlarda düşmüş olan çığların da videolarını ve fotoğraflarını çektim. Bu kadar fazla sayıda düşmüş olan çığ kalıntısı görmüş olmam çığların hangi eğimde ve daha çok nasıl arazi şartlarında düştüğüne dair bilgilerimi geliştirmemi sağladı. Tahminimizce çoğu geçen hafta düşmüştü. Üstlerine yağmış olan kar miktarına istinaden bu yorumu yapıyorduk.

Image 3
Önceden düşmüş bir çığın kalıntıları …

Saat 12.15’e geldiğinde Orta Yayla’nın evlerini görmeye başladık. Yürüyüşümüzü tamamlamak üzereydik. Keyfimiz yerinde idi. Orta Yayla’nın oradaki köprünün oraya gelince çantalarımızı bırakıp etrafta geceyi geçirebileceğimiz ev aramaya koyulduk. İlk önce yolumuz üzerindeki birkaç kulübe ve eve baktık ama kapıları veya pencereleri açılabilecek gibi değildi. Evlere zarar vermek istemiyorduk. Daha sonra yamaçta bulunan köyün içine girip aramaya başladık ama birkaç yıkılmış ev dışında bir şey bulamadık. Çadırda kalmak zorunda olduğumuzu konuşurken köyün içinden yarın devam etmeyi planladığımız güzergâh üzerinde vadinin girişinde bir kulübe gördük. Daha saat erkendi. Oraya doğru yürümeye, eğer sığınabileceğimiz bir yer ise onun içinde kalmayı yoksa çadır atmayı planladık. Bu düşünce ile çantalarımızı yüklenerek kulübeye doğru ilerlemeye başladık.

Orta Yayla ’ya kadar gelirken hep araç yolunu takip etmiştik. Artık araç yolu belli değildi. Kendimiz rotayı çizecektik. Samet hoca ile Orta Yayla ’dan sonra rotayı karıştırıp yolumuzu şaşırmamak üzerine konuşurken araç yolu kaybolursa yönümüzü elektrik direklerini takip ederek buluruz diye fikir beyan etmiştik. Köyden gideceğimiz vadiyi gözlemleyince vadi boyunca hiç elektrik direğinin olmaması dikkatimi çekti. İçimden acaba yanlış vadiye mi giriyoruz diye geçirdim. Bu vadi olmak zorundaydı ama elektrik direklerinin olmaması beni şüpheye düşürmüştü. Daha sonra Verçenik yaylasına vardığımda güneş enerjisi panellerini görünce neden elektrik direklerinin olmadığını anladım.

Vadinin girişinde biraz ilerledikten sonra kulübeye saat 14.15 gibi vardık. Kulübe dediğimiz yer aslında tuvaletmiş. Böyle ortada bunun ne işi var diye güldük.  Çadır atmak zorunlu hale geldi. Hava güneşli ve sıcaktı. Terden ıslanmış kıyafetlerimizi çıkarıp çadırı kurarken etrafa astık. Hemencecik kurudular. Çadıra girip yemek hazırlıklarına başladık. O sırada ne kadar çok yemek aldığımızı fark ettik. Hepimiz ekstra bir şey alalım derken epey yiyecek taşımışız. Verçenik yaylasında fazlalıkları bırakmaya karar verdik. Yemeklerimizi yedikten sonra saat 17.00’ye gelmeden hepimiz uyku tulumlarının içine girmiştik. Güneş daha batmamıştı fakat dağların arkasına çekilmişti, gölgede kalıyorduk. Akşam saat 21.00 gibi Muhammet GEDİAĞAÇ abilerin her hafta Salı günü Karagöl Dağı’nda bulunan 145.600 frekansa sahip röle üzerinden gerçekleştirdikleri çevrim (telsiz) konuşmalarını takip edecektik. Bu sayede Karagöl’deki rölenin (verici) sinyalinin bulunduğumuz bölgeye düşüp düşmediğini kontrol etmiş de olacaktık. Dışardan birilerinin sesini duymak güzel olacaktı. Aynı saatlerde de bir öğün daha yemek yeriz diye konuştuk. Fakat o saatlerin geldiğini bile fark edemedik, hiç birimizin kalkmaya niyeti yoktu. Sabah 06.00’ya kadar aralıksız uyuduk.

Sabah uyandıktan sonra basit bir kahvaltı yapıp çadırımızı topladık. Çantalarımızı hazırladık. Çok geçe kalmak istemiyorduk. Verçenik yaylasına kadar sıkıntılı bir vadi içinden yürüyüşümüz vardı. Bir gün önce hedikleri hiç kullanmamış, karda hiç batmadan rahat rahat yürümüştük. Buradan sonra da batmayacağımızı düşünerek, boşuna hedikleri taşımayalım diye düşünerek hedikleri tuvaletin içinde güvenli bir yere bırakıp az da olsa yükümüzü hafifletmiş olduk.

Saat 07.10’da Verçenik yaylasına doğru hareket ettik. Hava güneşliydi ve sabah ışıkları ile vadinin manzarası çok güzeldi. Bugün Kapılı göllere kadar çıkarız diye düşünmeye başlamıştık. Önce Verçenik yaylasına çıkalım, oradan sonra karar verelim dedik. Yol boyunca sadece sağ yamaçtan vadiye dik bir şekilde gelmiş olan iki tane çığ kalıntısı gördük. Vadinin tam ortasından yürüyorduk. Güvende olduğumuzu düşünüyordum.

Vadinin ortalarına doğru gelirken, arkada Orta Yayla gözden kayboluyordu ama karşımızda hemen Verçenik yaylasının yanında yükselen, vadinin tam sonunda olan Ziyaret Tepe (3188 m.) net şekilde gözükmeye başlamıştı. Dağın görüntüsü çok güzeldi, buna da bir ara gelip çıkmalıyız diye kendi aramızda planlar yapmaya başladık. Ne kadar çok tırmanış planı yapıyoruz. Hepsini gerçekleştirebilme imkânım yok ama plan yapması, hayal kurması huzurlu hissettiriyor. Rotamız bu dağa vadi boyunca dik bir şekilde iyice yaklaşarak önce sola sonra sağa kıvrılarak devam edecekti. Harita üzerinden çalışırken çığ düşme riski açısından en sıkıntılı gördüğümüz yerlerin başında da burası geliyordu. Önce sola sonra sağa döndüğümüz kısımda vadi daralıyor ve yamaçların eğimi çığ düşmesi için çok ideal hale geliyordu. Vadinin ortasını geçmeye başladığımızda artık Verçenik dağı kendisini göstermeye başladı. Her açıdan görüntüsü muhteşem bir dağ! Piramit gibi bir görüntüsü vardı. Siayhımsı kayalarının üzerindeki beyaz rengi de ona çok yakışmıştı. Bu dağa ne yakışmazdı ki!

Verçenik kendini ilk gösterirken …
Verçenik kendini ilk gösterirken …

Ziyaret Tepe’nin eteklerine yaklaştığımızda yürürken kara hafiften batmaya başladık. Arada dizimize kadar kara gömülüyorduk. Hedikleri bırakmak ile hata mı ettik diye düşünmeye başladım. Artık iyice Ziyaret Tepe’nin eteklerine yaklaştığımızda aramıza mesafe koymaya başladık, önden ben gidiyordum ortadan Cemre, en arkadan Mustafa Kemal geliyordu. Sola doğru dönmeye başladığımızda tamamen kar ile dolmuş dar bir dere yatağına sırayla girip çıktık. Burası geldiğimiz vadiye göre çok daha dardı. Verçenik yaylasına yönüne sağa doğru dönerken bir yerde iyice kara batmaya başladık. Umarım böyle devam etmez diye düşünmeye başladım. Bir an acaba geri dönüp hedikleri alsam mı diye saçma bir düşünce bile aklımdan geçti.

Saat 10.30’a gelirken Verçenik yaylasının ilk evlerini görmeye başlamıştık ve tehlikeli gördüğümüz kısımdan çıkmıştık. Kısa bir süre sonra ise yaylaya geldik. Burası Orta Yayla ile kıyaslanamayacak kadar küçük bir yerleşim yeri. Orta yayla, camisi olan bir köy iken burası ise 7-8 yayla evinden oluşan bir yerleşkeydi.  İlk yanına geldiğimiz evin yanında çantalarımızı çıkarıp bıraktıktan sonra içine girebileceğimiz ev aramak için köyün içine dağıldık. Genel olarak buradaki evler de yeni yapılmışlardı, dolayısıyla kapı ve pencereleri korunaklı idi. Hepimiz dağılmış dolanırken Mustafa Kemal bir evin arka penceresinin açık olduğunu söyledi. Oraya vardığımda kar ve fırtınadan dolayı evin arka kısmında hasar oluştuğunu bundan dolayı dağa bakan penceresinin kırıldığını fark ettim. Köyde kardan dolayı başka yıkılmış evler de vardı. Köyün bol bol fotoğrafını çektim, döndüğümde köyün muhtarı Bekir abiye gönderirim diye düşünüyordum ki faaliyetten sonra gönderdim.

Image 7
Verçenik yaylasında ilk gözüken evler …

Kırık pencereden içeri girdik. Girdiğimiz kat çatı katı idi. Kar o kadar yığmıştı ki çatı katının penceresinden girmekte zorlanmamıştık. Hemen çok güzel bir yemek kendimize hazırladık. O sırada fazlalık yiyeceklerimizi de buraya bırakalım dedik. Saat erkendi bugün Kapılı göllere çıkacaktık. Planı bir gün kısaltıyorduk. Zirvenin dönüşünde de yine direk bu eve döneriz diye plan yaptık. Yiyecek planımızı ona göre yapıp fazlalıklarımızı buraya bırakma kararı aldık.

image

Saat 12.15 gibi Verçenik yaylasından ayrılarak Kapılı göllere doğru yürümeye başladık. Verçenik dağını izleye izleye köyden çıkıp vadinin içine girdik. Önce nispeten düz bir çizgi boyunca gidecek, daha sonra soldan yukarı doğru dik vuracaktık. Bu güzergâhta çığdan korkumuz yoktu. Çığ parkurlarını geçtiğimizi düşünüyordum. Fakat yol boyunca arada dizlerimize kadar karda batma olayı sıklaşmaya başladı. Bu durum hızımızı kesmeye, bizi yavaşlatmaya başladı. Yine de gücümüz iyiydi, sürekli önden gideni değiştirerek yürümeye başladık. Sol sırta vurmadan önce bir mola verip bir şeyler içip yedik. Sol sırtı sırtımızdaki yükle çıkmak biraz zor oldu ama çok uzun mesafe olmaması ve sonunda kamp alanın olması düşüncesi bizi motive etti.

Saat 15.35 gibi Kapılı göllerdeki kamp alanımıza vardık. Gün boyu güneşli ve berrak bir havada yürümüştük ama bu saatlerde artık bulutlar gelmişti. Güneş de dönmüştü. Aşağıdaki gölün yanındaki bir tarafı düz bir duvara benzeyen büyük kayayı iyi hatırlıyordum. Onun dibinde çadırımızı kurmaya karar verdik. Çadırımızın kapısı Verçenik dağına bakıyordu. Göl tamamen kapalı idi ama üst tarafında küçük bir çukur vardı, kürekle biraz kazıyınca su ortaya çıktı. Tam donmamıştı bu kısmı. Kar eritmek zorunda hiç kalmadık. Çadırımıza girdiğimizde yorgunduk. Sadece yarın için sıcak suyumuzu hazırladık ve atıştırmalık bir şeyler yedik. Yemek hazırlamak ile uğraşamadık, üşendik. Sabah 05.00 gibi tırmanışa başlamaya karar verdik. Çok erken çadırdan ayrılmayı istemiyordum, bacaya gün ışığında girmek istiyordum. Son malzeme kontrollerini yapıp, taşıyacağımız teknik malzemeleri de aramızda paylaştıktan sonra uyumaya geçtik. 22 Şubat sabah saat 04.30 gibi uyandık. Hızlıca bir şeyler atıştırıp hazırlanıp çıktık. Dün gece hafif kar yağmıştı. Çadırın üstünde beyaz bir örtü vardı. 05.10 gibi tırmanışımıza başladık. Düz bir hatta ilerleyip vadinin sonundan sola dönüp dağın içine girecektik. Bir gün önceden gece yürüyeceğimiz yolu hafızamıza kazımış, beyaz örtüden dolayı birbirine benzeyen arazide yanlış yönlere sapmayalım diye rota üzerinde nirengi noktalarını belirlemiştik.

Image 15
Verçeniğin içine doğru girerken …

Saat 06.30’a gelirken hava aydınlanmaya başladı fakat sisli idi. Dünküne göre kar yumuşaktı, botlarımızın boyu kadar batıyorduk. 06.45 gibi artık sola dönmüş dağın içine doğru dik bir şekilde yürümeye başlamıştık. Bu sırada kar yağışı da başladı. Rüzgâr yoktu, yoğun bir kar yağışı da değildi. Dağ tamamen sis ile kaplanmıştı. Bir süre sonra dizlerimize kadar batmaya da başlamıştık. Dönmeyi hiç düşünmedik. Havanın günün ilerleyen saatlerinde açacağını düşünüyordum. Hava durumu sert göstermiyordu. Bu durum ile karşılaşacağımızı tahmin ediyorduk. İyice yükselip dağın içine girdikçe kendimizi sert kardan oluşmuş bir zemin üzerinde bulduk. Dikkatli bir şekilde orayı geçtikten sonra bir kayanın dibinde oluşmuş bir çukura girip orada kramponlarımızı botlarımıza taktık. Hava değişmemişti, kar yağışı artmıştı ama bizce her şey yolunda gidiyordu. Bir süre daha yukarı doğru ilerledikten sonra sola bacaya giden kulvar yönüne doğru döndük. Kar bir yerde epey biriktirmişti. Önümüzde dik bir engel gibi duruyordu ama geçmesi zor olmadı. Üstüne çıktığımızda artık bacaya giden kulvar açık bir şekilde karşımızda gözüktü. İlk gördüğüm an çok etkilendim. Ürkütücü bir görüntüsü vardı. Var olan sis, yağan kar yağışı, siyah gözüken apartman büyüklükteki kaya blokları, her an çığ düşecekmiş gibi sağlı sollu bu bloklar arasında birikmiş kar kütleleri ile korkutucu bir görüntü veriyordu. Çığ riskine karşı kulvarın sağında kayaların dibinde nispeten daha az birikmiş kar bulunan bölgeden karı kesmeden ilerlemeye karar verdik. Bu sırada saat 08.15 olmuştu ama hava sisli ve kar yağışı olduğundan tam olarak aydınlık değildi.

Kulvara girerken aklımda başka şeyler de vardı. Kız arkadaşım Elif’i düşünüyordum. Salı gününden beri hiç iletişimim olmamıştı. Telefonumun çekmeyeceğini biliyordu, ama yine de tedirgin olduğunu biliyordum. Yol boyunca Whatsapp üzerinden mesajlar göndermiştim, anlık olarak telefon çekerse iletilsin diye. Önceki tırmanışlarımdan bu kulvar boyunca telefonumun çekeceğini tahmin ediyordum. Kafamda bu düşüncelerle ilerlerken birden telefonuma mesajlar gelmeye başladı. Telefonum çekmişti. Az sonra da biri aradı beni. Elif arıyordu. O da sürekli kontrol ediyormuş, mesajlar iletilince hemen aramış. Aradığında Mustafa Kemal ve Cemre’nin ortasında dizime kadar kara bata çıka dik kulvardan yukarı doğru ilerlemeye çalışıyordum. Açıp iyi olduğumu, bugün zirveye doğru tırmanışa başladığımızı, her şeyin yolunda gittiğini, fazla konuşamayacağımı söyleyip kapadım. Fakat bu basit konuşma beni çok etkiledi. Kapattıktan sonra arkamda olan Mustafa Kemal’ Elif’in aradığını söylerken ağlamamak için kendimi tuttum. Duygusallaşmıştım bir anda. Benim ailem Elif olmuştu. Elif ile evlenme fikrimi tam olarak bu anda netleştirdim.

Saat 09.45 gibi kulvarın sonuna V çentik dediğimiz yere geldik. V çentikten eser kalmamıştı, kar tamamen doldurmuştu ama bacanın dibine geçebilmek için 4-5 metre boyunca eğimli bir kayanın üzerinden yan geçmemiz gerekiyordu. Kaya kaygandı, o yüzden ip açıp sabit hat kuralım dedik. Ben önden gidip bacanın dibine geldiğimde kar kazığını kullanarak emniyet noktası kurayım dedim ama kar o kadar yumuşaktı ki kar kazıklarının bir işe yaramayacağını hemen anladım. Buz vidaları da yaramayacaktı. Kazmalarımdan da destek alarak kendimi emniyet noktası olarak kullandım. Sabit hattan dikkatli bir şekilde Mustafa Kemal ve Cemre’de yanıma geldiler. Yan geçiş yaptığımız yer 10 metre kadar kısa bir mesafe idi. Bacanın dibine gelmiştik artık. Baca düşündüğüm gibi değildi. Tırmanışın düşündüğümden çok daha zorlu geçeceğini hissediyordum. Tedirgin olmuştum. Taze kar vardı ve doğal olarak her yer ıslak ve kaygandı ama geleneksel malzeme kullanarak bir şekilde bacayı tırmanacaktık.

Bacayı tırmanmak için friendleri, stoperları ve perlonları üzerime aldım. Çift ip tekniği ile tırmanacaktım. Tırmanışa başlamadan önce bacanın dibindeki yazdan kalma emniyet noktasını kar içinde aradım ama bulamadım. Rota üzerinde önceden çakılmış olan sikkeleri görürüm diye umut ediyordum ama karın örtmüş olma ihtimali çok çok yüksek olduğunun bilincindeydim. Derin bir nefes aldım ve saat 10.30 gibi tırmanışa başladım. Cemre emniyetimi alıyordu. İlk girişi biraz rahat geçsem de bir süre sonra kardan dolayı hiç çatlak bulamamaya başladım. Kazmalarımın uçlarını takacak bir yer bulabilmek için önce karı ve altındaki çarşağı elimle temizlemek zorunda kalıyordum. Kazmaların uçlarını sadece takabiliyorum, çok dikkatli bir şekilde yükseliyordum. İki parmak eldiven ile kazmaları istediğim gibi dengeli tutamamaya başladım. Mecbur çıkardım. İç eldivenlerim ile devam ettim. Sözde su geçirmez idiler ama böyle bir tırmanış için uygun değillerdi. Bu benim büyük bir hatam olduğunu fark ettim ama yapacak bir şeyim yoktu. Önüme bir kaya geldi, altına malzeme atıp üstüne çıkarken zorlandım. Bacaklarımın arasına kayayı alarak çok dikkatli bir şekilde yükseldim. O sırada peş peşe iki kez kazmamı taktığım yerden çıkıp arkaya doğru düşe yazdım ve son anda dengemi toparlayabildim. Eğer düşersem, attığım bir malzemeye takılıp dururdum ama o sürede büyük ihtimal bir yerlerimi parçalardım. Arada bir yerde önceden çakılan sikkelerden birini gördüm ona ekspresimi takıp ipi geçirdikten sonra parmaklarımın donduğunu hissettim. Tüm el parmaklarımın uçları sızlıyordu. İki parmak eldivenlerimi tekrar giydim.  Sonra sağ eldivenim takılı kalmasını, soldaki iki parmağı çıkartıp sadece iç eldivenle devam etmeyi düşündüm. Parmaklarım donacaksa sol el parmaklarımı feda edeyim dedim. Aynı zamanlarda artık korkmaya da başlamıştım. Az biraz daha ilerledikten sonra birden aşırı bir su içme ihtiyacı duydum. Dudağım, dilim kurumuş gibi idi, su içmeli idim. Bulunduğum konumda çantamdan suyu çıkartıp bir yudum içmek işkence gibi idi benim için. Tekrar çantamı sırtıma alınca her şeyimi sorgulamaya başladım. Yüzüstü bacaya uzandım. Bir tuhaf hissediyordum, içimden herhâlde kendimden geçip veya bayılıp bacadan aşağı yuvarlanacağım düşüncesi geçti. Kalktım ve devam ettim. Başka bir yapabileceğim bir şey yoktu. Hava hala kapalı idi, bir ara sadece güneş geldi ama o da karşı tarafa. Bizim taraf hep sisli idi. Arkadaşlarım ile göz temasım kalmayınca bana telsizden anons geçmeye başladılar ama ellerim donmak üzere idi ve çok dengesiz noktalardan ilerliyordum, cevap veremedim. Bir süre sonra seslenmeye başladılar, iyi olduğumu söyleyebildim sadece. Bacının kilidini görmüştüm. Genişliği 1-1,5 m. olan U şeklinde bir yeri hayal edin. Açık ağzından içeri giriyorsunuz. Sağı ve solu dik duvarlar ile kaplı ve tam karşınızda da bir duvar var. Ortasına bir taş oturmuş. Buranın girişine saat 11.20 gibi ulaşıp peş peşe iki tane friend attım, bu beni biraz rahatlattı. Devam edip duvarın dibine geldiğimde yine önceden çakılmış bir sikkeyi gördüm ve oraya da ipimi geçirdim. Artık aşağı yuvarlanmazdım. Burası ayakta durabileceğim nispeten güvenli bir yerdi. Telsiz ile güvende olduğumu söyledim. Çok yavaş ilerleyerek gelmiştim buraya, hemen bu kilidi geçip ana emniyet noktası kurup arkadaşlarımı yanıma çekmeli idim. Fakat nasıl geçecektim? Direkt önümdeki duvara tırmanamazdım, çünkü üstünde duran kaya ile bir balkonun altındaymışım gibiydi ki bu negatif yüzeyi üstüne çıkmamın imkânı yoktu. Sağ tarafım tamamen bir duvar idi. Soldan kendimi duvarın üstüne atmalı idim. Sol tarafta duvarın üstüne yakın bir yerde bulduğum çatlağa kazmamı sıkıştırıp, sağ elimde olan bu kazmaya ters baskı yaparken ayaklarımı bacanın her iki tarafına açıp dikkatli yükselirken, sol elimle veya elimdeki kazma ile duvarın üstüne tutunmaya çalıştım. Ama duvarın üstünde elimle tutabileceğim bir yer veya kazmayı saplayacağım bir çatlak bulamadım. Bir de duvarın üstü hep kar ile örtülmüş çarşaktı. İlk denemem ardından aşağıdakilere taş düşüreceğimi dikkatli olmalarını söyledim. Sonra tekrar yükselip elimle tutunabileceğim veya kazmamı saplayacak bir çatlak bulabilmek için duvarın üstündeki kar birikintisini ve taşları temizledim. Fakat yine tırmanamadım. Kaç kez denedim hatırlamıyorum ama olmuyordu. Yukarıya kendimi atamıyordum. Düşsem sikke beni tutardı ama kesin bir yerimi kırardım. Artık vazgeçmek üzere idim. Aşağıya “Gençlik ben burayı çıkamıyorum, parmaklarım da donmuş durumda. Dönelim derseniz zirve umurumda bile değil dönerim’ diye seslendim ve “Veya Cemre gel sen geç, ben geçemiyorum burayı” diye de ekledim. Cemre’de aşağıda eğer Fatih abi inerse biz döneriz diye düşünmüş. Çocuklar “Fatih abi yaparsın, son bir kez daha dene, Elif abla için, hadi yaparsın” gibi cümleler ile beni motive etmeye çalıştılar. Ben de son bir kez daha denediğimde duvarın üstünde slop bir yüzeye tutunarak vücudumu bir şekilde yukarıya gövdemi kayanın üstüne koyarak aldım, ama her an düşecek gibi çok dengeli hareket ederek bunu yapabildim. Çıktıktan sonra birkaç adım atmıştım ki kramponumun birinin düşmüş olduğunu fark ettim. Kar gözlüğümün de tırmanırken düşüp yuvarlandığını görmüştüm. Taze kar olduğundan kramponsuzluk beni etkilemeden hemen yukarı varıp çok ilerlemeden gözüme kestirdiğim çatlaklarda ana emniyet noktası kurmaya başladım. Önce bir friend attım, daha sonra bir stoper kullandım. Kendimi emniyete alınca donup katılaşmış olan eldivenlerimi değiştirdim. Çantamda yedekte iç eldiven taşımıştım. Sonra sistemi kurduktan sonra arkadaşlarıma gelebileceklerini söyledim. İkisi birlikte peş peşe gelmeye başladılar. İkisi kilit noktaya gelince benim orada neler çektiğimi anladılar. Orayı geçmekte onlar da zorlandılar. İlk Cemre çıkıp yanıma geldi. Sonra ipin sıkısını alıp Mustafa Kemal’i yukarı çekmeye çalıştık. Mustafa Kemal’de yanıma gelip konuşmaya başladığımızda kilitte en az 1,5 saat oyalandığımı söylediler ama kilidi görüp geçmekte onlarda zorlanınca neden bu kadar sürdüğünü anladılar. Arkadaşlarım yanıma gelip, Cemre’nin 2. İp boyunu tırmanmaya başladığında saat 14.30’u gösteriyordu. Ben saatin farkında bile değildim. Çok zaman kaybetmiştik. Canım arkadaşlarım aşağıda beni beklerken çok üşümüşlerdi. Benim de özellikle sol el parmaklarım donmuştu. Titriyordum ama soğuktan mı tedirginlikten mi bilmiyordum. Arkadaşlarımın motive etmesi olmasa idi ben orayı geçemezdim. Mustafa Kemal yanımıza geldikten hemen sonra hiç oyalanmadan Cemre 2. İp boyunu tırmanmaya başladı. Ben emniyetini alıyordum. O sırada Mustafa Kemal termosundan sıcak çay bana ikram ediyor, annesinin kuruttuğu incirleri ağzıma tıkıyordu. Mustafa Kemal ile ilk ip boyunda çektiğim sıkıntıları anlatırken bir yandan gözlerimden yaş gelirken bir yandan da karşılıklı kahkaha atıyorduk. Farkındaydım, psikolojimiz altüst olmuştu.

Cemre 2. Ana emniyet noktasını iki tane sikke çakarak kurup bizi yanına çağırdı. Hızlıca yanına vardık. Sadece benim kurduğumun emniyet noktasının hemen devamı biraz sıkıntılı idi devamında ilerlemesi kolaydı. Normalde yazın bacanın hemen sonuna vardığımızda soldan uçurum kenarından bir patikadan zirveye gidiyorduk ama o patika kardan tamamen kapanmıştı. Uçurum kenarına yanaşmaya niyetimiz yoktu. 1. İp boyu yaklaşık 50 metre idi, 2. İp boyu da yaklaşık 30 metre idi. 2. Emniyet noktası bacadan çıkıp düz devam edince en yukarıdaki karşına çıkan kayalıklarda idi. Kaya bloklarının üstünde ne olduğunu bilmediğinden riske girmemiş Cemre buraya ana emniyet noktası kurmuştu. Ben hemen 3. İp boyuna devam ettim. Bahsettiğimiz kaya blokların arasındaki çatlaktan 3-4 metre dik bir şekilde tırmandıktan sonra zirveyi görmeye başladım. Zirvenin altına rahat bir şekilde yanaştım. Zirveye çıkabilecek kadar ipim vardı. Yaklaşık 20 metre kadar gelmiştim.  Burada çok güzel bir kaya babası gördüm ve buradan zirveye kadar rotanın çok rahat olacağını tahmin ettim. Hemen kaya babasından ana emniyet noktası kurup arkadaşlarımı yanıma aldım. Saat 15.45 olmuştu. Artık başka bir bela vardı başımızda dönüşümüz karanlığa kalacaktı. Hızlı olmaya çalışıyorduk, bacayı karanlıkta inmek istemiyorduk. Arkadaşlarım yanıma geldikten sonra ben ne kadar zirveye kadar rotanın rahat olduğunu görsem de yine onların emniyetini almak istedim. Onlar ipe bağlı şekilde önden giderek zirveye ulaşıp, bana rotanın güvenli olduğunu zirveye direk gelmemi söylediler. Ana emniyet noktasından çıkıp zirveye doğru ben de onları takip ettim.

Saat 16.00’da zirvede idim. Arkadaşlarıma sarıldım, birbirimizi tebrik ettik. Mutluydum ama tedirgindim. Acele ediyordum. Feci üşümeye başlamıştım. Hemen kaz tüyü montumu içime giydim. Fotoğraflarımızı çekildik. Bana kalsa hemen inecektim, Mustafa Kemal kulüp bayrakları ile fotoğraf çekilelim diye ısrar etti ve hemen çekildik. Onun sayesinde kulüp bayrakları ile fotoğraflarımız var. Telefondan zirve yaptığımızı ve geri döneceğimizi bildirdiğim ses kayıtlarını Elif’e ve arkadaşlara attım ama hiç biri iletilmedi.

Zirvede 15 dakika kadar oyalandıktan sonra inişe geçtik. Hemen kaya babasının yanına gelip sisteme girip sırasıyla Cemre’nin ana emniyet noktasına indik. Buradan da tekrar ip inişi yaparak benim kurduğum ana emniyet noktasına indik. İlk ben gelmiştim, diğerlerini beklerken ana emniyet noktasındaki friendi üstüme aldım. Sadece 2 adet stopperı perlon ile birleştirerek hareketsiz bir emniyet noktası yaptım. Stopperların sağlam olması için çok dikkat ettim. Buradan aşağı emniyet noktası patlarsa bacanın dibine inerdik ki büyük ihtimalle ölümlü kaza olurdu. O yüzden acele etsek de çok dikkatli olmaya çalışıyordum. Başka bir problemimiz de ilk başta yan geçtiğimiz yerde tekrar iple uğraşmak istemiyordum. Bunun için direkt kulvara inmemiz gerekiyordu ama ipin boyu yetmeyecekti. Bacanın kilit noktasındaki sikkeyi hatırladım. O sikke sayesinde tekrar emniyet noktası kurmadan direkt kulvara inebilirdik. İlk ben kilit noktasına indim. Çıkmakta zorlandığım dik yeri inerken dikkatli bir şekilde indim ama yine de ipe şok verdim. Burası üç kişinin sığabileceği bir yer değildi. Hemen çözüm ürettik. Ben burada bekleyecektim, diğerleri bacanın dibine yani bana ilk emniyet aldıkları yere ineceklerdi. Ben ise en son ipi çekerken bu sikkeden geçirecektim ve daha sonra ip ile direkt kulvara inecektim. Diğerleri de aradan ipe bağlanarak aynı şeyi yapacaklardı. Benim arkamdan Mustafa Kemal inmeye başladı, Mustafa Kemal çukurun içindeki benim yanıma gelmek için kilit noktadaki dik duvardan inerken kramponları ile baldırıma bastı, bildiğin baldırımı basamak olarak kullanarak yanıma indi ve devam etti. Kramponun baldırıma battığını anladım ama o anda çok daha büyük problemlerimiz vardı, umursamadım. Artık hepimizde üşümeye başlamış, hava kararmaya başladığından telaşlanmaya da başlamıştık. Sürekli birbirimizi uyara uyara iniyorduk. Mustafa Kemal güvenli bölgeye indikten sonra Cemre ipe girdi. Cemre iniş yaparken kilit noktayı geçip 3-4 metre daha duvarın üstünde aşağı doğru ilerledi. Çukurun içine inmesi gerekiyordu. Yukarı gelip bulunduğum yerden inmesini söyledim ama birden çukurun içine direkt atladı. Düzgün bir şekilde atlamıştı ama ipe şok bindirmişti. O sırada ben nefesim kesilmiş şekilde bu sahneyi izliyordum. Ana emniyet noktası ya patlasa idi? Ya Cemre’ye bir şey olsa idi? Cemre’ye seslendiğimde Cemre ‘Abi ben senin emniyet noktasını kontrol etmiştim, güvendiğimden bunu yaptım’ deyince ‘ Ben kendi emniyet noktama ne kadar kontrol etsem de güvenip şok bindiremiyorum, korkuttun beni’ diye cevap verdim. Cemre de güvenli noktaya geçtikten sonra ipi çekmeye başladım. Sikkede önceden bağlanmış perlonlar vardı ama ben yine de yeni bir yardımcı ip taktım, ipi yardımcı ipten geçirmek vakit alacağından bir de karabina feda edip karabinadan ipi geçirerek hemen inişe başladım. Planladığımız gibi kulvara rahat bir şekilde indim. Ardımdan da arkadaşlarım aradan ipe girerek yanıma geldiler. Hepimiz de bir rahatlama vardı. En zor kısmı bitmişti. Hemen ipi çantamıza toplayıp kulvardan aşağı hızlıca inmeye başladık.

Kulvarın dibine geldiğimizde artık hava kararmıştı. İzlerimiz gün içinde yağan kar ile kapanmak üzere idi. Kulvarın dibine inip sola, geldiğimiz sırttan geriye doğru geçerken sıkıntı yaşamadık. Artık iyice izler kaybolmaya başladı. Aşağı ki vadiye nereden ineceğimizi kestiremiyordum. Kafamıza göre gitmek istemiyorduk, bir anda bir uçurumun kenarında kendimizi bulabilirdik. GPS kaydına bakarak yönümüzü çıkarmaya çalıştık. Etrafta birazcık dolandıktan sonra tekrar izlerimizi fark ettik ve hemen aşağı doğru ilerlemeye başladık. Dağın içinden çıkıp vadiye indiğimizde mola verdik. Emniyet kemerlerimizi, kramponlarımızı çıkarıp sırt çantamıza koyduk. Hala hafif kar yağışı devam ediyor ve hava iyice kararmıştı. Sol serçe ve yüzük parmağımın donduğunun farkında idim. Diğerlerinde soğuk ısırması vardı ama bu ikisi donma idi. Ayaklarımda ıslanmıştı. Geçen sene ayak parmaklarımı dondurmuştum. Ayaklarımda bir şey hissetmiyordum ama özellikle ayak sağ başparmağımı yine dondurduğumu düşünüyordum. Cemre çadırı toplayıp Verçenik yaylasına inmemizi teklif etti. Ama ben parmaklarımın donduğunu hemen çadıra girip müdahale etmem gerektiğini söyledim. Moladan sonra karanlıkta çadıra hızlıca ulaşmak için yürümeye başladık. Arada izlerimizi görüyor arada kaybediyorduk. Bir yerde artık tamamen izlerimizi kaybettik. GPS kaydımdan bakıp yönümüzü bulabildik. Eğer GPS kaydımız olmasa idi çadırı büyük ihtimalle bulamayacaktık. Çünkü her yer gibi çadırımızda kar yağışından dolayı beyaz bir örtü ile kaplanmıştı.

Saat 20.40’ı gösterirken çadıra ancak girebildik. Hemen kıyafetlerimi çıkarıp uyku tulumunun içine girdim ve bir köşeye çekildim. Eldivenlerimi çıkarttığımda sol serçe ve sol yüzük parmağımın donduğuna emin oldum. Çok katı ve hissizdiler. Ayak parmaklarım tahminimin tersine gayet iyi durumda idiler. Sadece el parmaklarım sıkıntılı idi. Vücut ısım ile parmaklarımın hepsini ısıtmaya başladım.  Önce sağ el parmaklarımın uçlarına kan akışı oldu, çektiğim acıdan anlayabiliyordum. Parmaklarıma iğne batırılıyormuş gibi acıyordu. Bu durum beni mutlu ediyordu, çünkü bu acı parmaklarımda his olduğu anlamına geliyordu. Hemen aynı anda sol baş, işaret ve orta parmaklarımın ucunda da aynı acıyı hissetmeye başladım. Uyku tulumumun içinde büzülmüş bir şekilde bu acıların geçmesini bekliyordum. Sol yüzük ve serçe parmağımın uçları bir türlü açılmıyordu. Düşündüğüm gibi donmuşlardı ve his kaybı oluşacaktı. Ertesi günü ilk işim doktora gitmek olmalı idi. Bu donma olayı ikinci kez başıma geliyordu. Aslında, sadece bu donmaların öncesini ve sürecini hatalarım ile açık bir şekilde yazıp, donmanın sonrasındaki tedavi sürecimi de yazmalı idim. Bu düşünceler ile uyuya kalmışım. Gece 01.00 gibi kendiliğimden uyandım. Doğru düzgün beslenemediğimden acıkmıştım. Bir tane ton balığı yedim ve rahatladım. Arkadaşlarımda uyanmışlardı, kabaca faaliyetimizi konuşup yarını planladık. Yarın direkt Çat vadisine inmeli idik. Arkadaşlarımız zirve yolunda olduğumuzu öğrenmişlerdi. Eğer yarın bizden haber alamazlar ise cumartesi peşimizden gelme ihtimali yüksekti. Sabah 07.30 gibi uyandık. Hafif bir şeyler atıştırdıktan sonra çantalarımızı ve çadırımızı toplamaya başladık. Hava durumu dün ile alakası yoktu. Güneşli ve açıktı. Zirve yapacak en kötü günü seçmiştik. Fakat bugünün böyle olacağını tahmin etmiyorduk, yine dünkü gibi olacağını düşündüğümüzden Perşembe gününü zirve günü olarak seçmiştik.

Image 36
Çadırı toplarken …

Saat 09.00’a gelirken kamp alanımızdan ayrıldık. Yol boyunca güzel videolar ve fotoğraflar çekerek saat 10.30 gibi Verçenik yaylasına indik. Arkamızda bıraktığımız yemeklerden kendimize güzel bir ziyafet çektik. Ardından hemen toparlanarak devam ettik, Ziyaret Tepe’nin altından geçerken yine aramıza mesafe koyarak dikkatli bir şekilde yürüyüşümüze devam ettik. Dünkü kar yağışından dolayı biriken karlar yamaçlarda çok küçük çığlara sebebiyet vermişti. Bizim için korkulacak bir durum yoktu. Hiç mola vermeden ilk kamp alanımıza indik. Burada kısa bir mola verip, hediklerimizi çantamıza yükledikten sonra hemen hareket ettik. Az bir süre sonra Orta Yayla ’ya gelmiştik ama hiç durmadan devam ettik. Buradan aşağıya Çat vadisine kadar 2-3 dakikalık küçük molalar vererek hiç durmadan kamp yükümüz ile indik. Artık arabaya yaklaşırken dizlerim perişan durumda idi. Cemre ve Mustafa Kemal önden gidiyor ben onları arkadan takip ediyordum. Hava kararmıştı, uzaktan onların kafa lambalarının ışıklarını takip ederek ilerliyordum. Pizza yemeyi düşleyerek kendimi motive ediyordum.

Saat 19.00 ‘u geçerken arabanın yanına vardık. Doğru düzgün dinlenmeden kamp yükü ile karda bata çıka 22 km yürümüştük. Hemen çantalarımızı arabaya atıp Rize’de pizza yemek hayali ile Çat vadisinden uzaklaştık. Yolda ilk Elif’i aradım ve iyi olduğumu söyledim. Sonra tırmanmadan önce haber ettiğim tüm arkadaşlara dönüşümüzün bilgisini verdim. Nasıl hissediyordum? Aç ve yorgun. Hiç Verçenik kış zirve yapmış ruh hali içinde değildim.

Rize’de mola verip tıka basa pizza yedik. Kolayı su gibi içiyordum. Pizzacıya, araçtan giderken de dönerken de dizlerimiz feci acıyordu. Çok yormuştuk kendimizi. Trabzon’a gelince KTÜ Tıp Fakültesi’nin aciline gidip parmaklarımı gösterdim. Hiçbir tedavi söylemeden direkt eve gönderdiler. Önceden söylediğim gibi bu başıma gelen donma olayları kısmını ilerde ayrıntılı yazacağım. Biz üç kişi idik. Cemre DEMİRÖZ, Fatih YILMAZ, Mustafa Kemal KARABULUT. Arkadaşlarım olmasa idi bu faaliyetin altından kalkamazdım. Birbirimizi tamamlayarak dağcılık hayatımızda yegâne yerini alan bu kış tırmanışını başarabildik. Yalandığımda çocuklarıma ve torunlarıma anlatacağım muhteşem bir hikaye daha kattım anılarıma. Arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top